Ramazan'ın Kültürel Boyutları
İslâm dini içerisinde sosyal, kültürel ve ekonomik hayata en fazla sirayet eden, etki eden ve kendini bu alanlarda hissettiren ibadet, Ramazan ayında yerine getirilen “oruç ibadeti”dir. Ramazan ayında bir ay oruç tutma ibadeti Bakara süresinin 185. ayetinde farz kılınmıştır. Ayet-i Kerime’de, insanlara rehber olarak gönderilen Kur’an’ın Ramazan ayında (Kadir gecesinde) indirilmeye başlandığı belirtilerek bu aya erişenlerin onu oruçlu geçirmesi emredilmiştir.
Bir ay süren bu manevi yolculuk pek çok kültürel etkinlikle de şölen ve tören havasına büründürülmüştür. Bunun nedeni Ramazan’ı hem ibadetlerle hem davetlerle hem kıraatlerle, biraz da meşru dairede eğlencelerle coşkulu ve neşeli bir şekilde geçirerek onu daha yaşanılır, hatırlanılır, özlenilir ve beklenilir kılmaktır. Belki de pek çoğumuzun “Ah nerede o eski Ramazanlar” deyip hayıflanmamız da bundandır. Çünkü çocukluğumuzun Ramazanları bütün bu değerlerle zihnimize nakşedilmiştir. Peki, Ramazanları hep hatırlanan hep özlenen hep beklenen kılan bu manevi ve kültürel değerler nelerdir ve mevcudiyetlerini bugün de sürdürmekte midir?
İlk değer olarak iftar davetleri ve iftar sofraları aklımıza gelmektedir. Ramazan ayında akrabalar, komşular, yoksullar davet edilir, birlikte iftar edilirdi. Hatta yoksul kişilerin cebine sadaka ve fitre nev’inden para konulur, buna da “diş kirası” denilirdi. Bundan maksat ise o kişinin davete icabet ettiği için ev sahibine sevap kazandırdığı, bunun karşılığı olarak da esprili bir şekilde yemek yerken kullandığı dişlerinin kirasını ödemekti. Asıl amaç ise misafiri incitmemekti. Günümüzde evlerde iftar verme, iftara davet etme geleneği zayıflamış olsa da nispeten devam ettirilmektedir. Aile iftarlarının yerini belediyelerin, kimi STK’ların, zengin iş adamlarının Ramazan çadırlarında, büyük salonlarda ya da açık alanlarda verdikleri toplu iftarların aldığına şahit oluyoruz.
İkinci kültürel değer ise sahur yemeğidir. Özellikle oruç tutmanın uzun sürdüğü günlerde sahura kalkılır, sahur yapılırdı. Ancak günümüzde mevsimsel olarak oruçlu olunan saat miktarı az olduğundan pek çok kişini sahur yapmadığına şahit oluyoruz. Eskiden olduğu gibi günümüzde de mahallelerde ‘Ramazan davulcuları’ sahur öncesi insanları uyandırmak için gece vakti sokaklarda davul çalarak dolaşmakta ve Ramazan mânileri söylemekteler.
Üçüncü kültürel değer ise Ramazan topudur ki yakın zamana kadar bizim şehrimizde bu gelenek devam ettirilir, oruçlar top sesiyle açılırdı. Ancak günümüzde küçük şehirlerde yaşatılıyor olsa da büyük şehirlerde tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Dördüncü kültürel unsur ise Samsun’da çocukların daha çok da Ramazan ayında ismini bağırarak sattıkları ‘iftarlık atom’dur. Bu gelenek günümüzde devam etmektedir. Yine özellikle tatlıcılarda, pastacılarda Ramazan ayında eksik olmayan ‘güllaç tatlısı’ da popülerliğini devam ettirmektedir.
Beşinci kültürel değer ise Ramazan ayının vazgeçilmez ibadetleri olan teravih namazı ve mukabelelerdir. Çocukluk ve gençlik çağımızda teravihi hızlı kıldıran imamlara rağbet fazla olurdu. Böyle imamlara da ‘jet imam’ denirdi. Günümüzde teravih ibadeti devam etmekle birlikte ‘jet imam’ kavramını çok duymuyoruz.‘Kadir Gecesi’nde camilerimiz yine dolup taşmaktadır. Gencinden yaşlısına, erkeğinden kadınına bu kutsal geceye rağbet hiç azalmamaktadır.Mahallelerde, evlerde ve camilerde okunan mukabelelere gelince, onlarda bir azalma görülse de bu dini geleneğin devam etmekte olduğu, mekânsal olarak camilerindaha çok ön plana çıktığı görülmektedir.
Altıncı kültürel değer ise Ramazanın olmazsa olmazı Türk gölge oyunu Karagöz’ün perdede sahnelenmesidir. Bu gelenek günümüzde ramazanlarda daha çok belediyeler marifetiyle icra edilmekte ve yaşatılmaktadır.
Ramazan ayına ait yedinci gelenek ise ‘fitre’ vermektir. Fitre, Ramazan orucunu tutup bayrama ulaşmanın şükrü olarak, durumu iyi olan Müslümanların Ramazan ayında ihtiyaç sahiplerine verdikleri vacip bir sadakadır. Bu gelenek de günümüzde devam ettirilmektedir. Bu nedenle Ramazan ayı sonunda şükür nişanesi olarak kutlanan Ramazan Bayramı'nın diğer bir adı da ‘Fıtır/Fitre Bayramı’dır.
Ramazan ayının bir diğer dini-kültürel değeri de son on gün içerisinde girilen ‘itikaf’tır. Günümüzde bazı camilerde itikaf yerleri hazırlanmakta, bazı Müslümanlar burada itikafa girerek Ramazanın son on günü kendileriyle baş başa kalarak bir nevi inzivaya çekilmekte, nefis muhasebesi ve murakabesi yapmakta, tezkiyede bulunmaktadır.Bu dini geleneği çok az kişi sürdürmektedir.
Müslümanlar bu ay yapılan ibadetlerin makbul ve yüksek dereceli oluşundan olsa gerek zekat ve sadakalarını daha çok bu ayda vermeyi tercih ederler. Günümüzde Ramazan kumanyalarının yahut alışveriş kartları ihtiyaç sahiplerine bu ayda ulaştırıldığına şahitlik ediyoruz. Eskiden ‘zimen/veresiye’ defterlerinde yazılı olan ihtiyaç sahiplerinin borçları silinir; borcu ödeyen borçluyu, borçlu da borcunu ödeyeni tanımazdı. Sadaka taşlarına sadakalar bırakılır; sadakayı veren de alan da birbirlerini görmezdi. Bu gelenek günümüzde STK’lar ve aracı kuruluşlar vasıtasıyla devam ettirilmektedir. Bu türden gelenekler elbette yaşamalı ve yaşatılmalıdır.
