Fesatlık, Haset ve Karakter Aynası
İnsanlık tarihi boyunca erdem ve rezalet, aydınlık ve karanlık daima iç içe geçmiştir. Ancak toplumsal ilişkileri en içten içe kemiren, dostlukları bir örümcek ağı gibi saran en tehlikeli duygu; fesatlıktır. Fesatlık, sadece bir anlık bir öfke ya da basit bir çekememezlik hali değildir; o, kişinin kendi içindeki yetersizliklerini başkasının başarısıyla örtme çabasıdır. Peki, bir insan neden bu karanlık düşüncelere kapılır?
Fesatlık bir huy mudur, yoksa zamanla kemikleşen bir alışkanlık mı?
Fesatlığın Kaynağı: Kıyas ve Kibir
Fesatlık, aslında köklerini derin bir kıskançlıktan ve narsislik bir ego anlayışından alır. Kişi, kendisini karşısındakinden üstün görme arzusu içindeyken, onun başarısını, huzurunu veya yeteneğini gördüğünde kendi içindeki “yetersizlik” canavarıyla yüzleşir. Bu yüzleşme o kadar sancılıdır ki, bu acıyı dindirmenin tek yolunu karşısındakini aşağı çekmekte bulur.
Kendi karanlık dünyasında yaşayan bu bireyler, arkadaşının başarısını bir tehdit olarak algılar. “O yapabiliyorsa ben neden yapamıyorum?” sorusu, yerini zamanla “O yapamasın, o benden ileri gitmesin” zehrine bırakır. İşte bu noktada fesatlık bir huya dönüşür. Kişi artık başkasının mutsuzluğundan beslenen, başkasının düşüşünü kendi zaferi sayan bir karakter sergilemeye başlar. Karşısındakinin neyi neden yaptığını kendi karanlık zihnindeki sinsi hesaplarla ölçüp biçen bu tipler için başarı, paylaşılacak bir sevinç değil, söndürülmesi gereken bir ateştir.
Örümcek Kafalı Zihinler ve Gıybetin Gölgesi
Söylenmemiş sözleri söylenmiş gibi pazarlayan, dost meclislerinde kurulan güven bağlarını bir dedikodu malzemesine dönüştürenler, aslında kendi karakterlerini tarif ederler. Bir insan başkası hakkında........
