MEB'in amacı başarı değil, ticari döngüyü beslemek! 9 Ağustos 2026
“Çözüm; sürekli sınav modeli değiştirmek, müfredat güncellemeleriyle yayın evlerini ihya etmek, kamusal eğitimi çökerterek özek okul ve dershane patronlarını zengin etmek değildir. Çözüm; her çocuğun kendi mahallesindeki okulda eşit, nitelikli ve parasız eğitim alabildiği, öğretmenlerin mesleki itibarının ve çalışma koşullarının korunduğu, sınav stresiyle değil nitelik ve liyakatle şekillenen bir eğitim düzenini kurmaktır.”
Eğitim İş İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Barış Düdü ile eğitim problemlerimizi konuştuk.
Merhaba Barış bey. Bir sınav dönemi daha sona erdi ve veliler çocuklarını uygun bir liseye ya da üniversiteye yerleştirme telaşındalar. LGS, TYT,AYT sınav sistemi hakkında neler söyleyebilirsiniz? Doğru cevaplanan soru sayıları çok düşük. Sınav sistemleri ya da içerikleri sürekli değişiyor. Öğrenciler bunları yaşamak zorunda mı?
Bu sorunuza doğrudan şöyle cevap vermek en doğrusu olur Şahin bey.
MEB'İN AMACI BAŞARI DEĞİL, TİCARİ DÖNGÜYÜ BESLEMEK!
Bugün Türkiye’de eğitim sistemini tartışırken sıklıkla 'yönetimsel istikrarsızlık', 'yaz boz tahtası' veya 'deneme-yanılma' gibi kavramların arkasına sığınıyoruz. 23 yıllık AK Parti iktidarında değişen 9 bakan, yapılan 17’yi aşkın sistemsel değişiklik, baştan aşağı yenilenen müfredatlar ve bir gecede değişen sınav modelleri bize ilk bakışta bir plansızlık gibi görünüyor olabilir. Ancak bu tabloya biraz daha derinden baktığımızda ortada gözden kaçırılan çok temel bir gerçekle karşılaşıyoruz: Bu süreç bir koordinasyonsuzluk değil; aksine son derece tıkır tıkır işleyen, kamu yararını değil piyasanın aktörlerini merkeze koyan bilinçli bir tercihtir.
Bizler eğitimde Anayasa’nın da teminat altına aldığı kamusal, eşit ve sosyal devlet anlayışını adım adım terk ettik; yerine eğitimin her bir hücresini meta haline getiren piyasacı bir mantığı egemen kıldık. Teknoloji ve sanayi sektöründe 'planlı eskitme' adı verilen ticari bir strateji vardır. Bir cihazın ömrü kasıtlı olarak kısa tutulur ki tüketici sürekli yeni modelini satın almak zorunda kalsın. İşte Millî Eğitim Bakanlığı da sınav sistemini, soru formatlarını ve müfredatı sürekli değiştirerek eğitimde tam anlamıyla bir 'planlı eskitme' mekanizması uygulamaktadır.
Müfredat veya sınav modeli her değiştiğinde; bir önceki yılın soru bankaları, konu anlatım kitapları, dijital platform üyelikleri ve özel ders içerikleri bir gecede atıl hale getirilmektedir. Bu sistem sayesinde ikinci el kitap kullanımı imkansızlaştırılmakta, abinin ablasının kitabıyla ders çalışan çocukların geleneği yok edilmekte ve pazar her yıl yapay bir müdahaleyle sıfırlanıp yeniden taze tutulmaktadır.
Peki bu piyasacı dönüşümün sayısal ve ekonomik bilançosu bize ne söylüyor? Ailelerin sırtındaki yük azalıyor mu, artıyor mu?
Türkiye Yayıncılar Birliği’nin 2024 yılı verilerine baktığımızda, özel sektörün ürettiği yardımcı kaynak ve eğitim yayınları pazarının 23,5 milyar TL gibi devasa bir büyüklüğe ulaştığını görüyoruz. Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu (YAYFED) bandrol verileriyle bu tabloyu birleştirdiğimizde durum daha da çarpıcı bir hal alıyor: Ülkemizde basılan toplam kitapların F,5’i —yani neredeyse her iki kitaptan biri— edebiyat, sanat, felsefe ya da bilim kitabı değil; doğrudan sınav hazırlık ve yardımcı kaynak kitabıdır. Bir ülkedeki yayıncılık pazarının yarısını sınav stresi ve test kitapları oluşturuyorsa, orada eğitim bir kamu hizmeti olmaktan çıkmış, devasa bir pazar haline gelmiş demektir.
Sistem bugün tam anlamıyla çelişkili bir illüzyon üretmektedir. Devlet okullarda milyonlarca ders kitabını ücretsiz dağıttığını söyleyerek övünmektedir. Ancak MEB’in dağıttığı ders kitaplarının içeriği ile LGS ve YKS gibi hayati sınavlarda sorulan "yeni nesil", "muhakeme dayalı" soru tipleri arasındaki uçurum o kadar derinleşmiştir ki, o ücretsiz kitaplar okul sıralarının üzerinde sadece dekoratif bir unsur olarak kalmaktadır. Öğrenciler sınavı kazanabilmek için okul sırasının altındaki binlerce liralık özel yayınlara, deneme paketlerine ve dijital üyeliklere........
