Cumhuriyetin ilk yıllarında okul bina tasarım politikaları nasıldır?
Yeni bir devlet biçimi olarak Cumhuriyet, bütün alanlarda olduğu gibi eğitimde de yeni paradigmaları beraberinde getirmiştir. Bu yeni eğitim politikaları, eğitimin yapıldığı okul binalarını da etkilemiş, değişen mimariyle beraber, bu somut etki kendini okul bina tasarım politikalarında da ortaya koymuştur. Yeni devlet modelinde olduğu üzere; eğitimde ve okul bina tasarım politikalarında da alınan geleneğin yani Osmanlı ve Selçuklu’nun mirasının batıyla bir sentezi söz konusudur. Modern ulus devlet fikri kendini eğitim ve mimaride de hissettirmiş ve okul binaları da bu felsefeye uygun tasarlanmıştır. Ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki okul bina tasarım politikalarına “I. Ulusal Mimarlık Anlayışı”, yabancı mimarlar ve II. Ulusal Mimarlık Akımı damga vurmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Osmanlı’nın eğitim politikalarının ve mimarisinin yerini Cumhuriyet’in yeni anlayışı almıştır.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK EĞİTİME ÖNEM VERMİŞTİR
Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren, kurucu irade, eğitimi temel bir mesele saymış, bu bağlamda Tevhid-i Tedrisat Yasası’nı çıkarmış, yeni harflere geçmiş, halk mektepleri ve köy enstitüleri aracılığıyla okumaz yazmaz bırakmamaya, insanımızı eğitmeye çalışmış, kısacası laik, demokratik, çağdaş, bilimsel, milli politikayı eğitim alanlarına da yansıtmaya çalışmıştır.
Büyük bir imparatorluğun külleri arasından Kurtuluş Savaşı zaferiyle kurulan Cumhuriyet’in ilk yılları yoksul, savaş yorgunu ve eğitimsiz bir dönemden kurtulma çabalarıdır. Cumhuriyet, düşük okuma yazma oranıyla bir çağdaşlaşma projesi olarak uygarlık düzeyine ulaşmaya çalışıyordu. Bunun ana yollarından biri de kuşkusuz eğitim politikalarıydı. Cumhuriyet hedeflerine ulaşabilmek için gerekli insan gücünü eğitimle oluşturmaya çalışıyordu. Bu eğitimde çağdaş, bilimsel, laik, karma, millilik gibi ilkelere dayalı bir eğitimdir.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, eğitime verdiği önemi şöyle ifade etmiştir: “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” Ve bu lider, bir eğitim lideri olarak da “Eğer Cumhurbaşkanı olmasam, Eğitim Bakanlığı’nı almak isterdim” diyecek ve savaş esnasında eğitim kongresini toplayacak kadar eğitimi önceler. İşte bu önceleme sayesinde 1923 yılında 4894 olan okul sayısı, 1938 yılında 7862’ye; 10.238 olan öğretmen sayısı 17.120’ye ulaşmıştır. 1923 yılında 341.941 öğrenci eğitim görürken, 1938 yılında 813.636 öğrenci eğitim imkanı bulmuş; 1923 yılında yüzde 10 olan okur yazarlık oranı 1938 yılında yüzde 22,7 oranına çıkmıştır (Aybek, 2016:17). İşte Cumhuriyet’in ilk yıllarına, yani 1950’li yıllara kadar, eğitime bu kadar başarılı eğitim politikaları damga vurmuştur.
Bu dönemin eğitim politikalarını daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün eğitime bakışına yoğunlaşmak gerekiyor. Günümüzü de aydınlatmaya devam eden Atatürk’ün eğitim felsefesi, eğitim tarihimizdeki en köklü eğitim reformlarının Atatürk zamanında yapılacağı kadar güçlüdür. Bir eğitimci olarak Atatürk, ifade ettiğimiz üzere, Kurtuluş Savaşı’nda savaş esnasında eğitim kongresini toplamış ve dönemine göre ileri bir düşünce olarak toplantıyı “Muallimeler, Muallimler” diye açmıştır. Şahsında devlet liderliği ile eğitim liderliğini birleştirmiş nadir devlet adamlarından olan Atatürk, öyle ki zaman içerisinde “Başöğretmen” olmuştur.
Atatürk’ün yeni devlet için yeni eğitim felsefesi; millilik, akılcılık, hümanizm gibi çağdaş eğitim ilkelerine dayanır. Cumhuriyet’in ilk yıllarının eğitim sistemi bu bağlamda; milli, bilimsel, laik, uygulamalı ve karma bir anlayışla yapılandırılmıştır. Ve bu yapılanmadaki temel........
