menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hızır Paşa bizi berdar etmeden açılın kapılar Şah’a gidelim!.. 28 Mayıs 2026

26 0
28.05.2026

Türkiye’nin birinci partisindeki siyasi krizi, 16. yüzyılda yaşamış büyük Hakk ve Halk Aşığı Pir Sultan Abdal’ın çok etkileyici direnişiyle ve onun "Hızır Paşa bizi berdar etmeden / Açılın kapılar Şah'a gidelim" çağrısıyla bağdaştırdığımızda; Türkiye siyasi tarihindeki liyakat, sadakat, ihanet, iktidar ve direniş temalarının ne kadar köklü ve güçlü bir metafor olduğunu görürüz.

Tarih, yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar dizini olarak değerlendirilemez. Tarih, günümüzün egemen güçleri ile ezilen sınıfları arasındaki mücadelenin yol ve yöntemlerini barındıran canlı bir organizmadır. 16. yüzyılın Anadolu’sunda, Sivas eteklerinde yükselen bir avaz, yüzyıllar sonra bugün, 21. yüzyıl Türkiye’sinin modern siyasi yol ve yöntemlerinin karmaşıklığı içerisinde yankı bulmuştur. Pir Sultan Abdal’ın, iktidarın sadık bir aparatı haline gelen Hızır Paşa’ya karşı havalandırdığı, "Hızır Paşa bizi berdar etmeden / Açılın kapılar Şah'a gidelim" dizeleri, politik bir karşı duruşu ve nihai bir reddedişi simgelemektedir.

Bugün Türkiye, AKP-MHP blokunun antidemokratik yöntemlerle krizler ürettiği bir süreçten geçmektedir. Siyasi iktidar, devletin resmi yargı organlarına sızan veya bizzat atadıkları kişiler aracılığıyla Tek Adam Rejimi’nin tüm kurum ve kuruluşlarıyla devlete yerleştirilmesine hizmet etmektedir. Siyasi iktidarın kendi bekasını korumak için attığı bu adımlar, toplumsal muhalefetin en büyük temsilcisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) hedef almıştır. Bu süreçte en çok tepki çeken girişim, partinin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun üstlendiği rol olmuştur. Seçilmiş genel başkan Özgür Özel’in toplumsal muhalefeti meydanlarda diri tutan, sokağın sesini Meclis’e taşıyan duruşuyla iktidarın ezberini bozduğu bir dönemde, Kılıçdaroğlu’nun bu hamleleri iktidara adeta engelsiz bir hareket alanı sunma işlevi görmektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu, yıllarca "Hak-Hukuk-Adalet" demiş, helalleşme demiş ve değişim iddialarıyla muhalefeti bir arada tutmaya çalışmış biri olarak, genel başkanlık koltuğunu kaybettikten sonra takındığı tavırla partisini ve gelişen halk hareketini zaafa uğratma noktasına gelmiştir. Kılıçdaroğlu’nun, Özgür Özel liderliğindeki yeni CHP yönetiminin toplumsal tabanla kurduğu sıcak bağı koparmaya yönelik çabaları, onun iktidarın ömrünü uzatan bir aparat haline geleceğini göstermektedir. Kılıçdaroğlu’nun siyaseten adeta "yok hükmünde olmayı" kabul etmesi, Cumhuriyet Halk Partisi’ni "mundar etme" girişimidir.

CHP, Türkiye’de kurucu parti olmanın ötesinde, toplumsal muhalefetin yasallık sınırları içindeki en büyük sığınağı, toplumsal muhalefetin şemsiyesidir. Siyasi iktidarın elindeki yargıyla CHP’yi ele geçirme veya yeniden tasarlama girişimlerine alet olan Kılıçdaroğlu, iktidarın arzuladığı bölünmüş ve biriken enerjiyi içe dönük olarak tüketen muhalefet tarzını beslemektedir. Nitekim siyasi ihanetin simgesi haline gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun her hamlesi, gelişen halk hareketini doğrudan mundar etmeye yöneliktir.

Siyasi iktidar, karşısında biriken toplumsal öfkeyi tek başına göğüsleyemediği durumlarda, muhalefet saflarındaki makbul, makul veya hırsları ideolojisinin önüne geçmiş aktörleri birer manivela olarak kullanmaktadır. Egemen güçler varlığını garanti altına almak için toplumsal muhalefetin taleplerine yönelik köklü bir çözüme yanaşmak yerine, muhalif liderleri sistem içine çekerek veya işlevsiz hale getirerek........

© HalkTV