Vay anasını neler olmuş! 1 Temmuz 2026
Ben Murat Ongun’u tanıdığımda kelimenin tam anlamıyla, çiçeği burnunda gencecik bir gazeteciydi. Uzun süre çalışmadık ama hep daha dün berabermişiz gibi, aradığımda anında karşıma çıkardı: “Efendim Ayşenur ablacığım..”
İki ayın sonunda savunma sırası ona geldiğinde ne yazık ki yanında olamadım. Zira, tam 12 yıl sonra “takipsizlik” verilen bir davada yeniden yargılanmak üzere Çağlayan Adliyesi’ndeydim. Birileri uğraşmış ve dosyayı yeniden açtırmıştı. Neyse ki dava reddedildi. SEGBİS ile bağlandığımız için sadece sesini duyabildiğim hakim, “beraat ettiniz yani” diye duyurdu.Benim aklımda Silivri’deydi doğrusu. Genç meslektaşlarımın duruşma salonundan aktardığı notlarla takip etmeye çalıştım.
Aktarılacak, altı çizilecek, tarihe emanet edilecek o kadar çok not var ki!Ben önce 50 yılımı verdiğim medyaya dair söylediklerini paylaşmak istedim:
“Biliyorsunuz mahkeme salonlarında Dreyfus davasına çok atıf yapılır da o dönemin medyasından pek bahsedilmez. Dreyfus’u elde hiçbir delil olmadığı halde vatan haini ilan edenlerinde medyası vardı. Onun, aleyhinde şiddetli kampanyalar yapan Fransız Libre Parole gazetesi gibi. O günlerin Fransız Parolası, bugünlerin Sabah’ı oldu, Yeni Şafak’ı Oldu, TRT’si oldu, A Haberi oldu.
Tarih tekerrürden ibarettir derler ya, doğru! Bizim Zola’mız da CHP Genel Başkanı Özgür Özel oldu. Her gün hissettiğimiz CHP milletvekilleri oldu. Zola’nın, İtham Ediyorum yazılarına yer veren o küçük Fransız gazetesi, bugün bize biraz nefes aldıran Halk Tv, Sözcü grubu Cumhuriyet, Birgün oldu. Cesur, bağımsız gazeteciler oldu.
Allah bireysel destek olan herkesten de razı olsun.
Demem o ki, ne ilk kez siz, ne ilk kez biz siyasi bir dava ile huzurdayız. Tarihte de çok olmuş, bugün de oluyor, yarın da olacak. Taktik değişmiyor! Önce siyasi hedefe uygun strateji belirlenir ve ardından o doğrultuda kanıtlar, ya da bugünkü gibi beyanlar yaratılır. Seçilen kurbanlar yargılanır. Böylece koltukta gözü olan ‘küstah’ elenir.”
Sadece Fransa’yı değil dünyayı ayağa kaldıran Dreyfus davasında, ünlü yazar Emile Zola adaletsizliği zalimlerin yüzüne çarpmıştı. Bugün bile hukukta referans olan o dava.. İşgal altındaki İstanbul’un mürekkebi kara isimleri.. 12 Eylül sonrasında darbecileri alkışlayıp, sonrasında Erdoğan’ın da yanında saf tutanlar..Ne çok şey gördük, geçirdik..
Ama İBB dosyasına sızdırılan iftiralar kadar karanlığa pek az rastladık:
“Bugün 2 ayrı mahalle gibi görünen medyanın her iki mahallesinden de çok sayıda tanıdığım, sevdiğim, dostum gazeteci vardır. Hepsi kendini kabul ettirmiş isimlerdir. Benden çok daha genç, çok daha başarılı olan genç gazeteci kardeşlerimle de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki görevim sırasında tanıştım.
Diyebilirim ki medyada eskiyle çok........
