menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yâ Âbide’l-Harameyn!

7 0
29.12.2025

İslam azametli bir tarihe sahiptir. Bu tarih, ilahi davetin, bu daveti insanlara ulaştıran nebilerin, bu davet uğruna hayatlarını cihada adamış kahramanların, bu yolda fedayı can eylemiş aziz şehitlerin tarihidir. Nebilerin, salihlerin, âlimlerin, âbidlerin, sıddıkların ve şehitlerin tarihidir. O şehitler kanlarıyla arzı sulamışlar ve mesajın bugünlere kadar canlı taşıyıcıları olmuşlardır.

İslam’ın mesajı birkaç asır içerisinde Mağrib kıyılarından Orta Asya içlerine, Hind alt kıtasından Bizans önlerine kadar ulaşmış ve bu uğurda canlarını veren büyük bir neslin kahramanlıkları sayesinde tarih sahnesinde insanlığın kaderine yön vermiştir. Müslümanların tarihinde kahramanlar da şehitler de ila yevmi’l-kıyâme devam edecektir.

Hicri 118’de (M. 736) devrin önemli merkezlerinden Merv’de doğan Tebeu’t-tâbiînin önde gelen simalarından muhaddis, zâhid ve fakih Abdullah b. Mübârek bunlardan yalnızca birisidir. Babasının Türk, annesinin de yine Harezmli bir Türk olduğu rivayet edilir.

İlk hocası Mervli âlim Rebî’ b. Enes el-Horasânî’dir. İslam Ansiklopedisi’nin verdiği bilgilere göre dönemin geleneği olan ilim tahsil için seyahatlere yani rıhlelere çıkma geleneğine uyarak ilk seyahatine yirmi üç yaşlarında iken çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda bu seyahatlerini devam ettirmiştir. ‘Zamanın ilim merkezlerinden olan Basra, Hicaz, Yemen, Mısır, Şam ve Irak’a yolculuklar yaptı. Derin bilgisiyle Basra’nın hadis imamı kabul edilen Hammâd b. Zeyd’in takdirini kazandı. Ma’mer b. Râşid, Evzâî, A’meş, Süfyân es-Sevrî, Mâlik b. Enes ve Süfyân b. Uyeyne gibi meşhur muhaddislerden hadis okudu. Kendisinden de başta hocaları Ma’mer b. Râşid ve Süfyân es-Sevrî olmak üzere, Abdurrahman b. Mehdî, Abdürrezzâk b. Hemmâm, Yahyâ b. Maîn, İshak b. Râhûye gibi hadis ilminin önde gelen imamları hadis rivayet etti. Abbâsî Halifesi Hârûn Reşîd devrinde Misis (Bugünkü Adana/Yüreğir. Zamanında Kilikya’ya bağlı önemli bir yerleşim yeridir.) ve Tarsus civarında Bizans’a karşı savaşmıştır. Hicri 181 (M. 797) yılı Ramazan ayında altmış üç yaşında iken Fırat nehri kenarında bulunan Hit’te (Irak’ın Anbar Vilayeti’nin yedi ilçesinden birisidir) vefat etmiş ve orada defnedilmiştir.’

Horasan bölgesinde özellikle Merv’de hadisleri tedvîn eden ilk âlim oluşu, İbnü’l-Mübârek’in şöhretini arttıran sebeplerin başında gelir. Ahmed b. Hanbel, o devirde ilme ondan daha meraklı ve hadis sahasında ondan daha büyük bir âlimin bulunmadığını söyler… Kûfe’de, bir hadis hakkında ihtilâfa düşüldüğünde, “Geliniz bu ilmin tabibine gidelim” diyerek ona başvurulması, zamanında hadisleri en iyi bilen biri olarak kabul edildiğini gösterir. Evinde oturup hadisle meşgul olmayı çok seven İbnü’l-Mübârek’e, “Bu yalnızlıktan rahatsızlık duymuyor musun?” diye sorulduğunda, “Hz. Peygamber ve ashabıyla birlikte iken nasıl yalnızlık duyarım!” karşılığını vermiştir. Dört bin kişiden hadis dinleyen ve bunların sadece bin tanesinden rivayette bulunan İbnü’l-Mübârek, ehil olmayanlardan hadis almadığı gibi böylelerine hadis de rivayet etmezdi. Cihada gittiği yerlerde bile hadis öğretirdi.

Yılın belli dönemlerinde ticaretle uğraşır, ilim tahsil eder, cihad için yolluğunu ve evinin maişetini hazırlar ve belli dönemlerde de cihada katılır, atını uzak diyarlara sürerdi.

Hadis râvilerini çok iyi bildiği ve hadis ilminin özü sayılan Fıkhü’l-Hadis’in önde gelen âlimlerinden biri olduğu için, rivayet ettiği hadisler bu açıdan ayrı bir değer taşır. Kendisinden hadis alanlara, öğrendikleri hadisleri öncelikle Arap gramerini çok iyi bilen birine göstermelerini tavsiye ederdi. Kütüb-i Sitte müellifleri onun rivayetlerini hiç tereddüt etmeden eserlerine almışlardır.

Ebû Hanîfe’nin talebesi ve dostu olan İbnü’l-Mübârek’in fıkıh ilminde de önemli bir yeri vardır. Fıkıhta ilk olarak Ebû Hanîfe’nin metodunu benimsemiş, fıkıh bablarına göre tasnif ettiği es-Sünen fi’l-fıḳh adlı eserinde onun usulünü esas almıştır. İnsanların en fakihi diye nitelendirdiği Ebû Hanîfe hakkında çeşitli vesilelerle övücü sözler söylemiş, şiirler yazmıştır.

Zühdle ilgili hadis malzemesini Kitâbü’z-Zühd ve’r-Reḳāʾiḳ adlı eserde toplayan İbnü’l-Mübârek’e göre zühd, dünya ile alâkayı kesmek değil, dünyaya ve dünyalığa bağlanmamaktır. Nitekim o, hayatı boyunca ticaretle meşgul olmuş, savaşlara katılmış, defalarca hacca gitmiş ve ilim öğretmeye çalışmıştır. Onun, “İlmi dünya için öğrendik, ama ilim bize dünyaya değer vermemeyi öğretti” sözü meşhur olmuştur. Günün belirli bir bölümünü zikir ve tefekküre ayırdığı, bu süre içinde hiç kimseyle konuşmadığı, insanlarla sürekli bir arada bulunmayı ve onlarla içli dışlı olmayı ilim ehli için uygun görmediği rivayet edilir. Ancak onun bu tavrı uzleti tercih ettiği anlamına gelmez. Çünkü o, sürekli uzleti doğru bulmazdı. Hocası Şamlı muhaddis İsmâil b. Ayyâş, “Allah’ın ona nasip etmediği hiçbir hayırlı haslet kalmamıştır” demiştir.

Süfyân b. Uyeyne, onu sahabe ile mukayese ederek sahabenin Hz. Peygamber’le sohbet edip gazvede bulunmuş olmalarının dışında İbnü’l-Mübârek’e bir üstünlüklerini görmediğini belirtirmiştir. İlminde ve zühdünde son derece mütevazi olan İbnü’l-Mübârek, zenginlere karşı kibirli davranmanın da tevazuun gereği olduğunu söylemiştir. Bununla beraber o........

© Haksöz