menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Konuşmanın hafifliği, şiddetin ağırlığı

26 0
16.04.2026

Bir trajedi yaşanır. Okulda, olması gereken en güvenli mekânda, bir çocuk silahla içeri girer ve hayatları geri döndürülemez biçimde parçalar. Ardından tanıdık bir dalga yükselir: sosyal medya dolup taşar. Herkes konuşur. Herkes bir şey söyler. Herkes nedenleri analiz eder, çözümler önerir, failin psikolojisini çözer, aileyi yargılar, sistemi eleştirir. Birkaç saat içinde kolektif bir yorum ekonomisi oluşur. Sanki konuşmak, anlamanın yerini almıştır.

Burada ilk dikkat çekici olan şey, konuşmanın kendisinin bir eylem gibi hissedilmesidir. İnsan bir şey yazdığında, sanki sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Bir cümle kurmak, bir acıya ortak olmak gibi algılanır. Oysa çoğu zaman bu, vicdanın hızlı bir rahatlatılmasıdır. Derin bir yüzleşme değil, yüzeysel bir boşaltımdır. Bu yüzden de konuşma çoğalır ama anlam derinleşmez.

Bir diğer boyut, bu konuşma zorunluluğudur. İnsanlar artık sadece düşünmez; düşüncelerini görünür kılmak zorunda hisseder. Sessizlik neredeyse suç gibi algılanır. Bir olay olur ve kişi, “Ben ne söylemeliyim?” diye değil, “Ben de bir şey söylemeliyim” diye düşünür. Bu fark kritik. Birincisi anlamaya........

© Haksöz