Doğmak bir başlangıç değil; bir iniştir, bir düşüştür
“Biz de: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde sizin için bir vakte kadar bir durak ve faydalanma vardır’ demiştik.” (Kur’an)
İnsan doğduğunu sanır.
Oysa belki de düşer.
Rahimden insanın dünyaya çıkışı, bir yükseliş değildir; güvenli olandan bilinmeyene, bütünlüğün içinden parçalanmışlığa doğru bir iniştir. İnsan bu inişi “hayata başlamak” diye adlandırır; çünkü düşüşün farkında olmak ağır bir bilgidir. Doğmak, masum bir kelimeyle örtülmüş ilk savrulmadır.
Bakara Suresi’nde anlatılan Âdem kıssası, geçmişte kalmış bir başlangıç hikâyesi değildir. Her insan, dünyaya gözlerini açtığında bir kopuşun, bir inişin mirasını taşır. Bilmediği bir düşüşün içine uyanır. Ve imtihan tam da burada başlar.
Bu düşüş bir anda gerçekleşmez. İnsan yeryüzüne savrulmadan önce, adım adım hazırlanır. Allah insanı önce ana rahmine koyar. Yaratır ve muhafaza eder. Rahim, sadece biyolojik bir mekân değil; düşüşten önceki son güvenli eşiktir. İnsan, dünyaya doğmadan önce korunmayı öğrenir.
Anne bu yüzden vardır. Çünkü anne de insandır. Aynı türden gelmenin kurduğu bir bağ söz konusudur. İnsan ilk emniyetini başka bir insanın bedeninde yaşar; hatta yaşamak zorundadır. Düşüşe hazırlanırken yalnız bırakılmaz.
Dokuz ay on gün… Bu sürenin değişmemesi rastlantı değildir. İnsan aceleyle dünyaya atılmaz. Rahimde geçen zaman, düşüşün ağırlığına dayanabilmesi için verilen ilk mühlet gibidir. İnsan orada konuşmaz, yürümez, karar vermez; ama korunur. Belki de insanın ömür boyu aradığı “güven” duygusu, bu ilk muhafazanın silik bir hatırasıdır.
Doğumla birlikte bu sığınak terk edilir. İnsan ağlayarak dünyaya gelir; çünkü ruh, ayrılığı bedenden önce hisseder. Açık dünyaya çıkar; fakat hâlâ muhtaçtır. Anneye bağımlıdır. Yıllar boyunca bu muhtaçlık sürer. Bu dönem, insanın dünyaya alıştırıldığı evredir. Sert olan yumuşatılır, yabancı olan tanıdık hâle getirilir. İnsan düşeceği yere yavaş yavaş........
