İstanbul Erkek Lisesi’nde egemenlik, akran zorbalığı ve beyin göçü kıskacı
Türkiye’nin yüksek zekâ potansiyeline sahip gençlerin tercih ettiği okullardan olan İstanbul Erkek Lisesi (İEL), son yıllarda sadece akademik başarılarıyla değil; kurumsal yapısı, pedagojik kimliği ve yurtlarında yaşanan sarsıcı iddialarla gündeme geliyor. Dışarıdan bakıldığında parıltılı bir geleceğin kapısı gibi görünen bu asırlık eğitim çınarı, içeride "devlet içinde devlet" olarak tanımlanabilecek kırılamayan alternatif bir hiyerarşinin, organize bir insan kaynağı transferinin ve korku ikliminin merkezine dönüşmüş durumda.
Apartman Dairesinden Alman Ekolüne: İstanbul Sultanisi’nin Doğuşu
Bugün Cağaloğlu’ndaki tarihi Düyûn-ı Umûmiye binasında hizmet veren okulun kökleri, 1884 yılında Beyoğlu’nda mütevazı bir apartman dairesinde açılan "Şemsü'l-Mekatib" adlı özel okula kadar uzanır. Kısa süre sonra devletleştirilerek "İstanbul Sultanisi" adını alan kurum, Osmanlı modernleşmesinin öncü kalelerinden biri oldu. Çanakkale Savaşı’nda tüm son sınıf öğrencilerini şehit veren ve bu yasın nişanesi olarak sarı-siyah renkleri kuşanan okulun asıl kırılma noktası ise 1957 yılıdır.
1957 yılında Federal Almanya ile yapılan kültür anlaşmasıyla birlikte, okul tamamen yeni bir formata büründü. Bu tarihten itibaren Alman kültürü ve eğitim disiplini okulun ana omurgası haline geldi ve resmi statüsü bir Türk devlet lisesi olmasına rağmen, fen ve matematik gibi temel derslerin yönetimi tamamen Alman makamlarına devredildi.
İki Kutuplu Eğitim Yapısı ve "Sırt Dönen" Hiyerarşi
Günümüzde İstanbul Erkek Lisesi’nde keskin bir öğretmen ve yönetim kastı göze çarpmaktadır. Okulda görev yapan 33 Alman kökenli öğretmen; matematik, fizik ve kimya gibi temel ve ağırlıklı dersleri verirken; Türkiye kökenli öğretmenler resim, spor, müzik ve din kültürü gibi yan branşlarla sınırlandırılmıştır. Bu durum okul içinde görünmez fakat hissedilir bir hiyerarşik kutuplaşma yaratmaktadır.
Bu kutuplaşmanın en somut yansıması, öğrencilerin öğretmenlere ve okul idaresine karşı geliştirdiği tutumda aranmalıdır. Yakın geçmişte mezuniyet töreninde öğrencilerin Türk müdüre topluca sırtlarını dönerek gerçekleştirdikleri protesto eylemi, bu derin uyuşmazlığın basına yansıyan en net fotoğrafıydı. Okulda, özellikle Türkiye kökenli idareci ve öğretmenlere karşı kurumsal bir mesafe, hatta saygı düzeyinde ciddi bir aşınma gözlemlenmektedir. Alman öğretmenlerin otoritesi mutlak kabul edilirken, yerel idarenin ve Türk kadrosunun kuralları aşılmaya çalışılan birer bürokratik engel olarak görülmektedir.
Hücre Tipi Pansiyonlar, Asimilasyon Kampları ve "Can Güvenliği" Duvarı
Okulun dış dünyaya kapalı kapıları ardında yaşanan kurumsal kriz, son eğitim yılında sarsıcı iddialarla patlak verdi. Basına ve........
