menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İlber Ortaylı’nın misyonu ve mirası neydi?

26 0
16.03.2026

Tarihçi-yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın hayatı gibi ölümü ve cenazesi de oldukça yoğun tartışmaların konusu olmaya devam ediyor.  Ölçüsüz ve saygısız ithamların önünü almak, mevtanın yakınları ve sevenlerinin incinmesine yol vermemek maksadıyla “ölenleri hayırla anmak, ölenin arkasından kötü konuşmamak” gibi kimi hatırlatmalar devreye girmiş olsa da siyasal ve toplumsal konularda son çeyrek asırdır popülaritesi bu derece yüksek bir ismi tartışmalardan vareste tutma niyeti ve teklifi hiç de makul bir zemine oturmuyor. Çünkü bizzat Ortaylı’nın kendisi hemen her konuda ve tarihe mal olmuş şahsiyetlerle alakalı kimi zaman sivri ve keskin bir üslupla kimi zaman da alaycı ve karikatürize edici, ilzam ve mahkûm edici değerlendirmeler yaparak ömrünü geçirmişti.

Ölüme, ölene, ölenin yakınları saygı meselesi, hayırla anma mevzusu nedense laik-Kemalist çevrelerin ölüm ancak kendi yakınlarında vuku bulunca itiraz ve eleştirilerin önünü bıçakla keser gibi kesmek üzere devreye sokulan kutsal bir kaide mesabesinde toplumun önüne dikiliyor. Bu cenahtan vefat eden akademisyen, sanatçı ve siyasetçilerin sınırsız bir övgü, açık çek gibi işleyen bir saygı, söylem ve duruşuna kutsiyet atfedercesine biricikleştirme, yeri doldurulamayacak istisnai bir zekâ ve karakter abidesi gibi lanse edilmesi çoktandır güçlü bir teamül haline geldi zaten. Kemalist mevtanın günahlarını, kusurlarını, kirli ve karanlık sabıkasını hatırlatmak ve hesap gününe işaret etmek bu sebeple çok büyük bir ayıp, her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz milli birlik ve beraberliğimizi parçalayıp yıkmaya matuf tuzaklara düşme gafleti olarak damgalanıyor derhal.

Mayınlı bir arazi üzerinde, kırmızı çizgileri çok sık ve sıkı işleyen bir zeminde olmakla beraber İlber Ortaylı’nın söylemleri, misyonu ve cenazesi üzerine yükselen tartışmalarda unutulmaması gereken birkaç hususa değinmeye çalışalım. Evet, “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” ve “Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu” başta olmak üzere çok sayıda önemli akademik kitap ve makalede İlber Ortaylı’nın imzası vardır. Gerek Osmanlıca arşivleri üzerinde gerekse Rusça, Almanca, Fransızca, İngilizce gibi dilleri hakimiyeti dolayısıyla diğer imparatorlukların arşivleri üzerinde mukayeseli okumalar yaparak daha sağlam ve gerçekçi bir projeksiyon tutarak Cumhuriyet dönemine inatla sergilenen tarihi ideolojik çarpıtma ve karartmalara tabi tutan perspektifin ıskartaya çıkmasında ciddi katkıları olmuştur. TV programlarında uzun saatler süren anlatılarında belli bir kesimin 19 Mayıs 1919’dan bir adım geriye gitmeyen Kemalist tarih saplantısını biraz olsun rehabilite etmiş, daha geniş ve gerçekçi bir tarih bilincini aktive etmiştir.

Lakin İlber Ortaylı’nın eserleri ve konuşmalarındaki asıl mesele tarihe vukufiyeti, kitleleri ekran başında veya konferans salonlarında toplayıp uzun ve eğlenceli sohbetler yapmasından daha öteye geçen bir misyonu ve mirası var ki esas konuşulması, tartışılması ve üzerinde dikkatle durulması gereken husus burası olmalı. Sürekli bir biçimde Ebedi Şef Atatürk ve Milli Şef İnönü dönemlerine saygı ve sadakat aşılamak üzere bir tarih anlatısı kuran Ortaylı’nın nedense çok partili hayata ilişkin oldukça çirkin ve yıpratıcı bir pozisyon aldığı görülür. Ağzına pelesenk ettiği ve sık sık zevkle itham ettiği cehalet yaftası işte tam da böylesi bir ayrımda en çok devrede tutulmaktadır. Ulu Önder’în vazettiği “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler”de tarif edilen hayat tarzını içselleştiremeyen (aşağıdan yukarıya) herkes Ortaylı tarafından “cahil-köylü” yaftasıyla itibarsızlaştırılmaktadır. Üstelik bu yaftalama işini mutlak bir doğruyu temsil eden “aziz hükümdar” yetkinliğiyle deruhte ediyor havasından hiçbir şey eksiltmeden seneler boyunca icra etmiştir Ortaylı.

Ortaylı çok dil bilen, arşivler elinin altında dünya........

© Haksöz