menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin istikamet arayışında -Adil ve eşit bir hukuk işleyişi mümkün mü? - 2

23 0
20.06.2026

SORU: Türkiye’de farklı kimliklerin, ideolojilerin ve yaşam tarzlarının ortak bir “millet tasavvurunda”/ "amaç etrafında" buluşması mümkün mü?

CEVAP: Mustafa Kemal Atatürk “Ümmetten bir millet yarattık” değişiyle seküler bir övüncü ifade etti. Kurucu Türkçü kadro henüz “ulus” kavramı icat edilmediği için galat-ı meşhur bir kullanım olan “millet” kavramının muhtevasını hepten saptırarak ithal “nation” kelimesinin anlamı yerine kullanmışlardı. Batıcı güruh, “ulus” kavramı keşfedilince hemen “Türk ulusu” terkibini kullandı. Artık Türk ulusu veya Türk milleti üst kimliği temsil ediyordu. Ümmet kimliği veya İslami kimlik tasfiye edilmeye veya alt kimlik olarak ötelenmeye çalışılıyordu.

Cumhuriyetin ilk yıllarında tüm Cumhuriyetçilik güzellemelerine rağmen Türklük ve Atatürkçülük ideolojisi dışında Türkiye’deki dini ve etnik tüm farklı kimlikler Türklük etnik yapısından kök bulan Türk devletinin vatandaşları yapılmışlardı. Osmanlı sisteminde tebâ Padişahın kulları olarak nitelendirilirken, Cumhuriyetle birlikte herkes zorunlu olarak Atatürk’ün ve resmi ideolojinin yeni kulları / vatandaşları haline getirilmişti. Yani tepeden inmeci bir dayatma ve tayin edilmiş kimliksel bir tanımlama söz konusuydu. Zorunlu eğitimde veya askerlikte her ülke çocuğuna rıza ile veya döverek ırkçı söylemlerin gölgesinde ulusalcılık ve Atatürkçülük asabiyesi aşılanmıştı.

Yakın tarih gerçekliğine bakmak, bugün “Yeni Türkiye” hedefi ve arayışı içindeki farklı kimliklerin, ideolojilerin ve yaşam tarzlarının ortak bir “amaç etrafında” buluşma beklentisi için büyük aldanışlara düşmekten koruyan bir gerçeklik tablosunu gösterebilir.

Osmanlı kendi toplumsal tabanını dini aidiyetlerine göre “Milletler Sistemi” yani “Dini topluluklar sistemi” olarak düzenlemişti. 1923’te ilan edilen Türkiye’deki dindar muhafazakâr kesim ise Mehmet Akif’in şiirlerinde kullandığı gibi ümmetin Türkiye topraklarında kalmış veya o topraklara sığınmış olan cüzüne galat-ı meşhur bir ifade ile “millet” dedi. Resmi ideoloji ise bu zaaflı hale gelmiş kavramla, “ulus” kavramını eşitliyerek “Türk milleti” terkibini kullanmaya başladı.

Aslında “Türk Milleti” ve “Türk Devleti” kavramlarını Türkiyeli Müslümanlarının içselleştirerek kullanması iki taraflı bir çaresizliğin ürünüydü:

Birincisi; resmi ideolojinin kurmayları açısından II. Dünya Savaşı sonrasında ABD öncülüğünde kurulan yeni uluslararası sistemde yer edinebilmek için Türk rejimi, baskılanan ama tasfiye edilemeyen İslami kimlik ile etnik kimlikler arasında bütünlükçü bir görünüm vermek zorundaydı. En büyük sosyal gövdeye sahip olan dindar-muhafazakâr kesimle barışma görüntüsüne çalışıldı. 1948-49 tarihlerinde bazı Atatürk inkılapları çiğnenerek kapatılan 19 türbenin resmi törenle açılışı yapıldı; Ankara İlahiyat Fakültesi kuruldu; Hacc yasağı kaldırıldı; İmam Hatip kursları açılmaya başlandı. İç........

© Haksöz