menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Var kalma”yı başaramadan yeniden “var oluş”a yürüyemeyiz!

32 0
01.05.2026

Bilfiil bölgemiz yani Güneybatı Asya, ABD Emperyalizmi ve Siyonizm kuşatması ve saldırısı altında. Bu hafta ortasında ABD şemsiyesi altında şımarıp küstahlaşan İsrail 2. kez SUMUD Filosuna uluslararası sularda müdahale etti. 58 tekneden 22’sine müdahale edip 20’si Türkiyeli 175 Filistin dostu aktivisti tutsak aldı. Bu da hukuk tanımaz İsrail’in saldırgan amaçlarını bir kez daha ortaya koydu.

Düşman etrafımızı sararken 1979’da küresel vesayetten kurtulmaya adım atan İran siyasi iradesi, başta 1980’lerden itibaren dış politika olarak Şii yayılmacılığını kullanan bir hikmetsizliğe ve dar görüşlülüğe hapsoldu. Bu hikmetsizliğin örneklerinden birisi de Türkiye’deki İran İsna-i Aşeriye (Anayasa’sının 12. Maddesi) Devletinin açılımlarında yaşanmıştı. Türkiye’deki 1970’lerin birikimi ile tevhidi uyanış sürecinden beslenen en az 3-4 İslami öbek veya cemaatleşme sürecindeki çevre 1980’den itibaren İran’da Rehberiyet Makamına siyasi ve bazıları da itikadi yani kelami olarak biat ettirilmişti veya etmişti.

Ayrıca bölgemizdeki vesayet altındaki diğer ulus devletler, ulusalcılık şemsiyesi altında Sünniliği veya Anadolu İrfanı gibi tarihi süreç içinde üretilmiş mezhebi veya gelenek çerçevesi içinde izah edilen kültürel yaklaşımları Sünnicilik formu altında ajite edip İslami uyanış ve çalışmaları ötekileştirerek engellemeye çalışmışlardır. Lozan Anlaşması ile cenderesi altına girdiğimiz Batı’nın dış vesayetinin içimizdeki iç vesayet iktidarları yani vassal ulus devletler Kur’an ve Resulullah’ın zamanı aşkın Sünnetini itikadi, siyasi, sosyal, ameli boyutuyla kavrama ve yaşama çabalarının bir zaman önünü kesmeye çalışmışlardır.

Bu tavrın en şedid son uygulamasını Baascı Esed Diktatörlük Suriyesi’nde; ayrıca BAE’nde, Suud’da, Bahreyn’de, Mısır’da, Ürdün ve vd.’de de yaşadık. Bu ön kesme işgüzarlığı İslam’ı ve İslamî kavramları ana kaynaktan ve orijinal kaynaklarımızdan öğrenip milliyetçi, devletçi, sağcı, batini ve mezhepçi kirlerden arınmaya, İslami kimliği göğertmeye çalışan kişi ve çabaları büyük bir asabiye içinde karalama ve engelleme çabasıydı. Özellikle ulusal devletin İstihbarat örgütleriyle iltisaklı mahfiller; ayrıca Türkiye’de önceleri batıcı cereyanlara ve kemalist sisteme karşı “var kalma” mücadelesi yürüten İslami mücadele öncülerini takip eden ama sonraları imkânlı olabilmek için seküler siyasi partilerin peşine takılan veya faiz düzeninde tröstleşme yolunu tutan bazı cemaat ve tarikat güçleri böyle bir asabiye içinde olabildiler. Bu tarz mahfiller ve cahili yaklaşımlar İslami özgünlük arayışındaki Türkiye İslami uyanış ve bilinçlenme sürecine “reformist, Vahhabi, modernist,  kökü dışarda”, 1980 sonrasında da “İrancı ve şeriatçı-irticacı” suçlamalarını yöneltebildiler. Allah’a şükür ki son 40-45 yıl içinde bu asabiye barikatları epeyce aşıldı veya aşındı.

İslami bütünlüğü hem tevhidi ve ibadi hem siyasi boyutuyla kavrayıp amelleştirmeye çalışanlar, en başta Türkiye Cumhuriyeti ve ulusunun kuruluş sürecinde; sonra da Sünnilik taslayan Mısır’da, Suudi Arabistan’da, Ürdün’de, Irak’da, Cezayir’de, Pakistan’da, Bengladeş’te de kitlesel tutuklamalara, işkencelere hatta idamlara maruz kaldılar. Bu sözde Sünni ülkelerin, 7 Ekim 2023’ten beri Gazze’de yaşanan Müslüman katliamına karşı BM gözetiminde Filistinlilere bazı insani yardımlar göndermek dışında sessiz kalmaları ve Siyonist yayılmayı protesto eden eylemlerini yasaklamaları ümmet coğrafyasının trajik fotoğrafı. Ayrıca bu ülkelerde Müslüman kitlelerin sesinin çıkamaması o ülkelerdeki sıddıkların, şühedanın, salihlerin hapishanelerde tutulmaları veya ülkelerinden kaçmaları nedeniyle öncülük oluşturamamalarını getirmiştir. En başta Libya’daki, Sudan’daki, Yemen’deki iç fitnenin........

© Haksöz