menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Bana bir hikâye yaz. İçinde inanmış gençler olsun.’ Kod adı CeA

14 0
27.02.2026

Odaya girdiğimde camdan dışarı bakıyordu. Kapı sesine, bana çevirdi başını. Beyaz örtünün çevrelediği zayıf yüzü narin bir bahar papatyasını andırıyordu. Sarılığı gözlerine kadar ilerlemişti. Gülümseyerek,

‘Geldin mi? Ben de Fatih Camii’ni seyrediyordum. Akşam namazını orada kılıp geri gelsem ne güzel olur, diye geçiriyordum, içimden. Şu serum da bitmedi daha.’

‘Geleceğiz elbet. Kardeş kardeşini görmeye gitmez mi hiç?’ diyemedim.

Nefesine doyamıyor gibi sarsıldı. İlaç portu yerinden oynamasın diye sol elini iman tahtasının üstüne koydu. Öksürüğe tutuldu. Ardındaki yastığı yükselttim. Yavaş yavaş sırtını sıvazladım. Dudağına uzattığım bardaktan birkaç yudum su içti. Sakinledi.

‘Oğlum, az önce çıktı. Senin geleceğini duyunca bu akşam izinli olduğuna sevinip arkadaşını aradı. Genç işte,’ diyerek tebessüm etti.

Konuşarak yorulmasın, istiyordum. Gece uzundu. Serumları sıralıydı.

Kavanozdaki sıcak çorbayı görünce ‘Niye zahmet ediyorsun kendine?’ diyerek mahcup oldu. Çorbanın ne zahmeti olacaktı. Ne kadar az konuşursam o kadar az yorulacakmış gibi geliyordu. Sessizce tebessüm ettim.

Bulantısı vardı. Nezaketen az bir çorba içmeye razı oldu. Biraz içince ona iyi geldi. Az daha ekledim. Ses etmeden bitirdi. ‘Elhamdülillah. Eline sağlık, güzel olmuş’ diyerek bardağa davrandı. Suyunu içti. Nemli peçeteyle ağzını sildi. Ardına yaslandı.

Su toplamış ellerini, parmak uçlarıyla muayene ederken ‘İşyerinden aradılar. Raporumun süresi bitiyormuş. ‘Hocam, işe dönecek misiniz?’ diyor, müdür.’ Buruk bir gülüşle boşta olan elini salladı.

Emeklilik dilekçesi vermesini önersem mi diye düşündüm. Zihnimi okumuş gibi,

‘Bir yanım emekli ol artık, diyor. Bir yanım tedavin bitince öğrencilerine kavuşacaksın, diye tutuyor beni.’ dedi.

Biraz dinlendikten sonra, bugün ziyaretine gelenleri sıraladı. ‘Sağ olsun arkadaşlar tek tek ziyaret ettiler beni.’

En çok üniversite arkadaşı Hatice’yi gördüğüne sevinmişti.

‘Hatice ile bir tek yediğimiz ayrıydı yıllarca. O bizim ailenin altıncı kızı olmuştu artık. Hayat gailesi herkesi bir yere savurdu yıllar içinde. Ne çok özlemişiz birbirimizi.’ diyerek bir süre sustu.

‘İstanbul’da birbirimizden başka kimsemiz yoktu. Çocuktuk. Güvensizdik. Kitapları severdik. Harçlığımız az, hayallerimiz ve umudumuz çoktu. Hatice, annesine çamaşır makinesi taksitine girecekti ilk maaşıyla. Ben de anneannemin dişlerini yaptıracaktım öğretmen olunca. Dokuz gebelikten sonra dişleri dökülen anneannemin ağzını kapatarak konuşması küçüklüğümden beri içime dert olmuştu.’

Arada öksürüyor, omzundaki ağırlığı silker gibi dura dura anlatıyordu. İlk kez kendisine sorulmadan bir şeyler anlattığına şahit oluyordum.

‘Belki de birbirimize bu kadar benzediğimiz için iyi arkadaş olduk Hatice ile. Biz maaşa geçince babalarımızın yükü azalacaktı. Onun kardeşi azdı. Biz aynı anda dört kardeş, farklı şehirlerde üniversite okuyorduk. Babam bir işçi maaşıyla nasıl harçlık yetiştirirdi bilmem bize. Annem de ona destek olmak için dantel örer satardı. Gece yarılarına kadar yumak bitsin diye gözlerinin feri sönerdi. Bu yüzden hiç dantel istemedim çeyizime. Herkesin beğendiği meşhur kanser örneği bana annemin çile yumağını hatırlatırdı. Gülümsedi. Ben modelini beğenmezken o beni gelip buldu.

Bana güvenen lise hocam, üniversite seçiminde ilk tercihin Tıp Fakültesi olsun, diyordu. Ben ise aileme iki yıl daha yük olmamak için ilk sıraya öğretmenliği yazdım. Hem matematik öğretmenimi hem de aritmetiği çok severdim. Ama tıp fakültesine yeter puanla öğretmenlik okuduğum için tüm akrabalarımız eleştirdi beni.

Hele de laik, demokrat(!) dayım, her bayramda bütün sülalenin önünde tıp fakültesi kazanan kızıyla kıyasladı durdu beni. Başarılı bir öğrenci olan ablamın, liseden sonra üniversite okumak yerine evlenmesini de anlamıyormuş zaten.

‘Güler’in gerici kocası yıkıyor bu kızların beynini.’ diyordu eniştem için.

‘Sanki tanrının kadın saçından başka işi yokmuş gibi hepsi türbanlandı kızların. İnsan yeğenim demeye utanıyor. Her yer İran ajanı kaynıyor üniversitelerde. Onlar başımıza musallat etti bu işleri. Orta çağ karanlığının bedevi Araplarına özenmek bu asırda olacak şey mi? Üstelik öğretmen olacak bu kızlar. Bir erkeğin dört........

© Haksöz