Ruhumuzu karanlıktan kurtaran oruç aydınlığı
(Sezai Karakoç’un “İnsan ve Oruç” Şiiri Üzerine Bir Tahlil)
Sezai Karakoç, “Samanyolunda Veba” şiirinde bağbozumu zamanlarında samanyoluna baka baka büyüdüğü zamanları: “Nerde çocuklar gece yarılarından sonra / Çıkıp samanyoluna bakan / Bakarak çocukluğu uzatmaya çalışan” dizeleriyle, Ergani’de geçirdiği çocukluk günlerine gider. Gökteki sonsuzluğun insana duyurabileceği en gerçek anlamın “Samanyolu’na yüklendiğini belirten Ebubekir Eroğlu ”Kara ikliminin egemen olduğu şehirlerden birinde bir yaz gecesi geçirenler, samanyolunun bıraktığı hayret dolu izlenimlerin yabancısı değildir. Anadolu şehirlerinde samanyolunu seyretmenin, köpek seslerinin, tırtıl ötüşlerinin anlam yüklenmesini duyumsamanın özel bir zevki yaşanır.”1
Yaşadığı bu özel zevki, Hatıralar kitabının ilk cildinde, anlatan Sezai Karakoç: “Yaz geceleri, toprak olan damlarda ya da bahçelerde yatılır. Gök, yıldızlarıyla adeta yere yaklaşır ve sonsuz zenginliğini bir ziyafet sofrası gibi sunardı. Yere serilmiş yataklarda adeta gözümüz, yıldızlar dünyasına kaymış dalar giderdik; sanki uykuyla göklere yükselir, yıldızlar âleminde bir rüya ikliminde dolaşır gibi yaşardık”2 der.
Gökteki yıldızların yere yaklaşması hadisesine bir “ziyafet sofrası” mecazıyla güzellik veren Karakoç, “gök sofrası” mecazıyla, oruca metafizik bir derinlik, yoğunluk ve genişlik yüklemiştir. Böylece oruç, mümin insanın her yıl bir ay katıldığı bir ruh şöleni, üstün insanların davetlisi olduğu tabiatüstü bir ziyafet, ”Samanyolunda Ziyafet” olarak zengin çağrışımlarla ruhumuzu karanlıktan kurtaran bir aydınlık mevsimi olacaktır.
İNSAN VE ORUÇ ŞİİRİ
Orucun, şair Sezai Karakoç’u tutup kendi ruhuna götürdüğü “İnsan ve Oruç” başlıklı şiirde, ruh, salkımlarla yüklenmiş bir sonbahar bağ kütüğü gibi şiir dünyasına dönüşmüştür. Bu bağlamda şiir, her yazının bir örgü halinde, iç dikişlerle birbirine bağlı olduğu “Samanyolunda Ziyafet” kitabının bütün özünün ortaya çıktığı fideliğidir denebilir. Bundan ötürü, güçlü bağ kütüğü gibi üzüm salkımlarıyla yüklü olan “İnsan ve Oruç” şiirindeki “ruhun sesi, dua, ten/vücut, hilkat günü, ilham dağı, kevser, diriliş, ab-ı hayat” imgelerindeki metafizik yoğunluk ve derin gramer üzerine konuşabilmek için kitapta yer alan, hikmetin uğradığı yazılara bakmak gerekmektedir.
Oruç, ruhun sesi gelir her yıl
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan
Oruç vücudu ve vücudun özü olan kalbi diriltir... Vücudun bu düzeni, bir yandan dünyayı, bir yandan ruhu döndürerek insanı uyandırmaktadır. (Samanyolunda Ziyafet, s.76) Vücut, durmaksızın ruha doğru bir atılım yapmadıkça bir nevi ölüme razı oluyor........
© Haksöz
