Her "aydın" "entelektüel" midir?
Başlıktaki soruya, “değildir” deyip yazıyı bu tek kelimeyle bitirmek de mümkün ama ne yazık ki meselenin özü yazacağımız her türlü yazıdan daha uzundur.
Aydınlanma tarihimizin başlangıcından beri “entelektüel-aydın” ayrımı üzerine arabalar dolusu laf edildi, ansiklopediler dolusu yazı yazıldı, konferanslar tertiplendi; hâlâ bir sonuca varmamış olacağız ki bugünlerde de aynı mevzuda birbirimizin kafasını ütüleyip duruyoruz. Sanırım bizden başka bu meseleyi bu kadar keskin çizgileriyle tartışan başka bir toplum yoktur (zamanındaki Ruslar hariç). Bunun sebebi, belki de “aydın” kelimesini başka dilden almadan, kendi literatürümüze bizim kazandırmış olmamızdır ama bizden başka bundan kimsenin haberi yok.
“Entelektüel”in Osmanlıca karşılığı “münevver”dir. “Münevver”in bugünkü Türkçedeki tam karşılığı ise “aydınlanmış kişi”dir. Osmanlı’nın köylü toplumunda okullu olmak bir nevi “münevverleşmek” anlamına geliyordu; bu yüzden Osmanlı, tahsil görmüşlere “münevver” dedi. Cumhuriyet’le birlikte bu durum değişmedi, kelime sadece öz Türkçeleşti ve Cumhuriyet, “münevver” yerine “aydın” kelimesini kullandı. O yüzden “aydın” demek, “entelektüel” demek değildir.
Entelektüel, “büyük bir meşakkatle oluşturduğu şahsi fikir dünyasını her türlü iktidara karşı (sadece “Akepe”ye değil), serdeden kişi” anlamına gelirken; aydın, “modern devlet tedrisatından geçerek okumamışlardan ayrılan kişi” demektir. Anlayacağınız, aralarındaki benzerlik çok azdır.
Buna rağmen bizde “devlet eğitiminden geçerek aydınlanmış her kişi” kendini “entelektüel” sayıyor veya birileri onları öyle sanıyor. En son; DEM Parti’nin İmralı heyeti üyesi Faik Özgür Erol, şu anda sürmekte olan “barış sürecine”, “entelektüel desteğin” azlığından yakınarak PKK silah bırakmasın diye bin dereden su getirmeye azimli bir takım kerameti kendinden menkul “aydına” “entelektüel” payesini vermiş oldu. (Seküler Kürtlerin, özellikle kendileri gibi solcu Türk aydınlarını bu kadar önemsemeleri hem patolojik bir mesele hem de panel konusu olacak kadar mühimdir.)
Türkiye’de entelektüel hemen hemen yok denecek kadar az ama mebzul miktarda “aydın” var. Bana göre, Erol barış sürecine “aydın desteğinin” cılızlığından bahsetseydi ona hak vermek mümkündü; fakat entelektüeli, entelektüelin olmadığı bir yerde aramak beyhude bir iştir.
Gündelik dilde sık sık entelektüel ile aydın kavramlarını ya birbirinin yerine ya da çoğunlukla eş anlamlı olarak kullanıyoruz. İlk bakışta iki kavram arasında pek bir fark olmadığı, ikisinin de “okumuş, bilgili ve zihinsel faaliyette bulunan insanları” tanımladığı görünse de biraz deşip bu kavramları daha derin felsefi ve içtimai analize tabi tuttuğumuzda; ikisinin çok ayrı yollarda yürüdüğünü ve farklı anlamlar ihtiva ettiğini kolaylıkla fark ederiz.
Aydın; toplumu dönüştürmek, ona yeni bir hayat biçimi ve yeni bir yaşama alışkanlığı sunmak gayesiyle elinde bir meşale ile er meydanına çıkarken (ki bu meşale bazen “aydınlanma”, bazen “devrim”, bazen de “aktivistlik” meşalesidir), entelektüel ise her şeyden evvel toplumda yerleşmiş ve “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen”, hatta aydının meşalesinin gölgesinde kalan ne varsa işte o hakikatleri sorgulayan, “kuşkucu” kimsedir.
Çok fazla nazariyeye dalmadan, çokça malumatfuruşluk yapmadan, meseleyi bozuk para yaparak buraya yazacak olursak şöyle birkaç cümle kurmak mümkün:
Aydın, bir toplumsal mesele karşısında tavır alan kişiyse; entelektüel kendi toplumunun doğrularını da sorgulayabilen kişidir.
Aydın topluma yön tayin eder, o hedefe varsın diye zaman zaman cemiyeti hizaya sokar; entelektüel ise topluma sadece soru sorar.
Aydın bir davanın, bir ideolojinin, bir inancın neferidir ve tek bir hedefe kilitlenmiştir; entelektüel ise kendi vicdanından bile sürgündür.
Aydın kalabalıkları sever, kitleleri coşturmaktan hoşlanır, onlara kahramanlık türküleri söyler, şiirle galeyana getirir, bayrak olsa önce kendini göndere çeker; entelektüel ise kalabalıkların arasında bile tek başına yürüyen bir münzevidir.
Aydın, mevcudu yıkmak için kitleleri peşinden sürükleyen bir sosyal mühendistir; entelektüel ise zihinlere inşa edilmiş duvarları yıkan bir mimar…
Aydın bilgiyi bir zırh gibi kuşanır, onu kamçı yapıp rakibine sallar; entelektüel ise bilgiyi bedeninde açık bir yara gibi taşır.
Aydın herkese yüksek sesle cevaplar yetiştirir; entelektüel sessizliği küçük bir iniltiyle yırtar.
Aydın bir yere ait olmayı sever; mensubu olduğu sınıfı, ideolojiyi,........
