Coleridge'in "çiçeği", Memê Alan'ın "yüzüğü"
Jorge Luis Borges’in kaleminden çıkmış her metin, onun müptelası olan okurlarını her daim şaşırtır. “Öteki Soruşturmalar” kitabında geçen “Coleridge'in Çiçeği” denemesini okuyunca, daha önce okuduğum her metninde defalarca şaşırdığım gibi tekrar şaşırdım. Birçok eleştirmen, bu denemenin edebiyat tarihine, zamanın doğasına ve yaratıcılığa getirilmiş en radikal felsefi yaklaşımlardan biri olduğu konusunda hemfikirdir.
Bu denemesinde velut muharrir, farklı çağlarda yaşamış üç farklı yazarın eserlerindeki benzer bir “muhayyel motifi” mercek altına alır. Gelin görün ki onun asıl gayesi, ayrı çağlarda yazılmış o metinlerdeki edebi benzerliği gösterip bizi şaşırtmak değildir; çok daha büyük bir iddiası vardır. Ayrı asırlarda kaleme alınmış bu üç metindeki benzerlikten yola çıkarak, dünyanın kuruluşundan bugüne edebiyat adına yazılmış, üretilmiş ne varsa tümünün tek bir evrensel zihnin ürünü olduğunu ispatlamaktır. Bir tek hikaye var ve “Gılgamış”tan beri bütün yazarlar hep birlikte o hikayenin etrafında dönüp duruyorlar.
Borges’e göre yazarların bireysel kimlikleri, ait oldukları coğrafya ya da mensubu oldukları millet önemli değildir; çünkü edebiyat insanlığın ortak hafızasıdır. Yüzyıllar boyunca aslında sadece birkaç temel fikir; farklı yazarlar ve şairler aracılığıyla kendini tekrar edip durur.
Ancak beni bu denemeyi kaleme almaya iten şey, şu ana kadar yazdıklarım değil; Borges’in bir önceki cümlede geçen fikrini temellendirmek için kullandığı, Coleridge’in rüya ile gerçeklik arasındaki sınırı bulanıklaştıran ve denemeye de adını veren meşhur “çiçeği”dir.
Borges şunları yazar:“Coleridge’in, on sekizinci yüzyılın sonunda mı yoksa on dokuzuncu yüzyılın başında mı yazdığından emin değilim. Kelimesi kelimesine şöyle diyor: ‘Bir kişi düşünde Cennet'e gitse, ruhunun gerçekten orada bulunduğunun ispatı olarak kendisine bir çiçek sunulsa ve uyanınca da o çiçeği elinde bulsa... Ah! Sonra ne olur?’"
Yazının bu noktasında Borges’i bir kenara bırakıyorum; çünkü o, bu alıntıdan yola çıkarak kendi fikrini ispatlamaya çalışıyor. İngiliz Romantik şair Samuel Taylor Coleridge’in sorusuna naçizane ben cevap veriyorum: “Ne mi olur üstat? Memê Alan’ın başına ne geldiyse o olur!”
Ne o? Şaşırdınız mı? Borges, Coleridge, Memê Alan… O da kim? Ne alaka?
Biliyorum, Borges klasik veya modern Kürt edebiyatının hiçbir metniyle karşılaşmadı. Karşılaşsaydı eğer, insanlığın ortak hafızası olan ve sınırlı birkaç hikayenin bütün dünya yazarları arasında farklı biçimlerde asırlardan beri dolaştığını iddia eden kör muharrir, Kürt halk edebiyatının en önemli destanlarından birisi olan ve Ehmedê Xanî’nin “Mem û Zîn”eserine de üst kurmaca ve metinler arası ilişki yoluyla kaynaklık eden “Memê Alan Destanı”nın içinde geçen bir “yüzük motifinin”, Coleridge’nin “çiçeği”ne ne kadar benzediğini fark edip şaşkınlıkla kör gözlerini birkaç defa ovuştururdu.
Coleridge’in “çiçeği” ile Memê Alan’ın “yüzüğüne” gelmeden önce bir parantez:
Yapı Kredi Yayınları, Enis Batur’un başlattığı hamleyi sürdürerek şu ana kadar Türk kültürüne muazzam katkı yapmış iki üç yayınevinden biridir. Mesela şu dünya destanları serisi... O seride; dünyanın belki de ilk yazılı metni olan “Gılgamış Destanı”, Kafkas mitolojisi ve kültürünün en önemli epik eseri “Nartlar (Asetin Halk Destanı)”, Homeros’un “İlyada ve Odysseia Destanları” ile “Argo Gemicilerinin Destanı” basılmıştır. Ayrıca Sir Thomas Malory’nin derlediği, İngiliz edebiyatı ve mitolojisinin en ünlü şövalyelik destanları olan “Kral Arthur” ile “Merlin ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri”; İngiliz halk edebiyatının ve sözlü geleneğinin kahramanlık hikayesi “Robin Hood”; Türk halk edebiyatından “Oğuz Kağan Destanı” ve “Dede Korkut Hikâyeleri” gibi önemli epik eserleri de okurla buluşturmuş bir yayınevidir.
Yaşar Kemal bu yayınevine, sanırım, yeni transfer edilmişti. Fikir Mehmed Uzun’dan çıkmıştı: “Yaşar Baba, sen aracı ol; benle Muhsin, klasik Kürt halk edebiyatının en önemli destanı olan ‘Memê Alan’ destanını Türkçeye çevrelim, yayınevi de onu bu destanlar serisinden çıkarsın. Hem Türkçe okuyan okurların bilmediği bir eseri onlara okutmuş oluruz hem de Kürt edebiyatının en önemli kurucu metinlerinden birisini yayınlayarak o alanın edebi kanonuna bir katkı yapmış olurlar,” demişti. Fikir; bu destandan haberdar olan, onu ninesinden çokça dinlemiş ve birkaç romanında sözünü etmiş Yaşar Kemal’in çok hoşuna gitmişti. Ne de olsa o; Memê Alan destanına benzer destanlarla büyümüş bir çocuktu. Daha sonra bu fikri Yaşar Kemal yayınevi editörlerine götürdü mü bilmiyorum; ancak sanki götürdüğünü söylemişti bize. Fakat dünya edebiyatının destanlarının arasında bir Kürt halk destanını da görmek, belki de onlara o zaman pek çekici veya ticarî gelmemiştir.
Bir süre sonra, önce Mehmed Uzun, sonra da Yaşar Kemal vefat etti; fikir de mahşere kaldı.
Bugün piyasada var mı bilmiyorum ama bu destanın; önemli bir Fransız oryantalist, Kürdolog ve diplomat olan Roger Lescot tarafından, Celadet Ali Bedirxan'ın yardımıyla 20 farklı Kürtçe versiyonunun 20 dengbêjden derlenip Fransızca tercümesiyle beraber 1942 yılında yayınlandığı ve dünya çapında büyük ses getiren versiyonunun, iyi şair Kemal Burkay tarafından yapılmış mükemmel bir Türkçe edisyonu var.
Lescot'nün derlemesini yayına hazırlayan Nurettin Zaza'nın verdiği bilgiye göre 'Memê Alan Destanı' ilk defa, özgün haliyle özellikle Orta Doğu dilleri, kültürü ve folkloru üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan, Kürt folklorik metinlerini ve sözlü edebiyat ürünlerini Avrupa akademisine taşıyan dünyaca ünlü İsviçreli bir oryantalist, filolog ve dil bilimci olan Albert Socin tarafından 1890'da Petersburg'ta basıldı. Aynı manzum destan 1903 yılında A. Von Le Coq tarafından Almanya'da; 1909 yılında da Oscar Mann tarafından Berlin'de yayımlandı.
Bunların hepsinin ana kaynağı bir bakıma Aleksandre Jaba ve Koleksiyonu’dur.
Kültür ve Turizm........
