Hepiniz 'Satacının Ölümü'ne davetlisiniz, kaçırmayın!
“Şimdi beni dinle Willy, gerçeği duyman gerek, sen kimsin ben kimim duyman gerek! Üç ay boyunca neden adresim olmadığını biliyor musun? Kansas City'de bir takım elbise çaldım ve hapse girdim. Liseden beri bulduğum her iyi işten kaçtım. Hiçbir yere varamadım çünkü sen bana o kadar çok boş laf ettin ki, kimseden emir almaya tahammül edemiyordum! Suç senin! Bunu duymanın zamanı geldi! Bugün elimde kalemle on bir kat aşağı koştum. Sonra birden gökyüzünü gördüm ve durdum. Bu dünyada sevdiğim her şeyi gördüm. İş, yemek, oturup sigara içmek için kısa bir an. Ve şu kaleme bakıp kendime sordum: ‘Bu şeyi neden tutuyorum ki? İstediğim her şey dışarıda beni beklerken, neden olmak istemediğim bir şeye dönüşmeye çalışıyorum?’
Baba, ben hiçbir şeyim! Ben hiçbir şeyim, baba. Sen de hiçbir şeysin, bunu anlayamıyor musun? Ben buyum, bu kadarım, hepsi bu. Allah aşkına, beni bırakır mısın? Şu sahte hayalini yakıp kül eder misin?”
Biff Loman, başını babası Willy’nin göğsüne yaslayıp, gözyaşları içinde kollarını kaldırıp hayata teslim olduğu anda Zorlu PSM’nin 2 bin kişilik salonunda bir kişi alkışlamaya başladı! Sonra bir kişi daha, bir kişi daha...derken alkış sesi doldurdu salonu! İlk alkışlayan kişinin Biff’in isyanında kendi hayatında söyleyemediği şeyleri duyduğunu düşündüm... Cesaret bulaşıcıdır. Sonra hepimiz onun peşinden gittik. Biff’le birlikte, gökyüzüne bakıp, sevdiğimiz şeyleri düşündük...neden bize dayatılan, olmak istemediğimiz şeylere dönüşmeye çalıştığımızı fark ettik...sahte hayallerin, sevilme arzusunun, başarı açlığının bize yaptıklarına isyan ettik; “Ben buyum, bu kadarım...”
İlk alkışlayan kişinin Biff’in isyanında kendi hayatında söyleyemediği şeyleri duyduğunu düşündüm... Cesaret bulaşıcıdır. Sonra hepimiz onun peşinden gittik. Biff’le birlikte, gökyüzüne bakıp, sevdiğimiz şeyleri düşündük...neden bize dayatılan, olmak istemediğimiz şeylere dönüşmeye çalıştığımızı fark ettik...sahte hayallerin, sevilme arzusunun, başarı açlığının bize yaptıklarına isyan ettik; “Ben buyum, bu kadarım...”
KÜÇÜK ADAM WILLY LOMAN’IN BÜYÜK TRAJEDESİNİ HİSSETTİRMEKTE HALİT ERGENÇ ÇOK İYİ
Arthur Miller’ın Pulitzer ve Tony ödüllü oyunu ‘Satıcının Ölümü’nü izlemek için Zorlu PSM’ye giderken aklımdaki tek şey başını sonunu bildiğim bir öykünün, küçük adam Willy Loman’ın büyük trajedisinin, Halit Ergenç’in yorumuyla neye dönüştüğüydü... Sonda söyleyeceğim başta söyleyeyim: Ergenç harika bir iş çıkarmış. Daha oyunun başında loş bir ışığın altında, sonsuzluk kadar uzun bir yolu, tüm hayatını, yürüyerek sahnenin önüne gelen adamda Halit Ergenç’i değil Willy’i görüyorsunuz. Sevilmek için her şeyi yapmaya hazır, sevildiği için başarısız olmasının mümkün olamayacağına inanan Willy’nin, hayattaki son gününde, geçmişi ve bugünü arasında gidip gelen, gerçekle hayali birbirine karıştıran ruh halini çok iyi kavramış... Herkesin onu işinde çok başarılı bir ‘satıcı’, harika bir baba, mükemmel bir eş olarak görmesini isteyen, tüm borçlarını bir gün bitirip, refah içinde bir hayata erişeceğine ‘inancı’nı hiç kaybetmeyen Willy Loman yaşasa Halit Ergenç gibi biri olurdu herhalde!
30 küsur yıllık emeğinin bir çırpıda silinip attığı, yıllardır kağıttan hayallerden oluşturduğu sahte ‘başarı’larla dolu dünyası un ufak olurken dizleri üzerinde, çalıştığı şirketin genç patronuna kendisini kovmaması için yalvarırken, “İnsan meyve değildir, içini yiyip kabuğunu bir kenara atamazsınız” derken ya da artık her şeyin bittiği anda evinin arka bahçesine yarınlar için tohumlar ekerken tiyatroya verdiği 25 yıllık ara nedeniyle Halit Ergenç’e bir parça kızdığımı fark ettim...
Oyunun yönetmeni Britanya Ulusal Tiyatrosu’nun eski sanat direktörü Rufus Norris’in ‘Willy Loman’ karakteri için kendisine yeni pencerelerin yanı sıra bir de kapı açtığını söyleyen Ergenç, o kapıdan geçip çıktığı ‘kocaman terasta' yıllardır aradığı kendisini bulmuş gibiydi...
LINDA LOMAN HAKSIZ MI: “İNSAN KUŞ DEĞİLDİR BAHAR GELİNCE GİTMEZ!”
Eşi Willy’nin bir hayal dünyasında yaşadığının, tüm eksiklerinin, yanlışlarının farkında olan ama yine de gözünün önündeki ‘acı gerçekliği’ görmezden gelen, çocuklarıyla eşi arasında bir denge kurmak için çırpınıp duran Linda’da Zerrin Tekindor üstüne düşeni fazlasıyla yapıyor. “İnsan kuş değildir, bahar gelince gitmez” diye oğullarıyla, kendisini ‘olmayacak bir rüyaya’ hapsetmiş babalarını bir arada tutmaya çalışırken Linda’nın naif kırılganlığına elle tutulur bir zarafet katıyor.
Güzel kadınlar binde bir olsa hemen evlenip yuva kuracakken, etraftaki güzel kadınların çokluğu nedeniyle bir ilişkiden diğerine sürüklenen, mutluluğun çok para kazanmakla alakalı olduğuna inanan Happy’de Kerem Arslanoğlu dikkat çekerken, yıllarca babasının kendisine ‘sattığı’ sahte hayale tüm kalbiyle inanan ve gerçekle yüzleştiğinde yıkılan hayallerinin enkazı altından yara bere içinde sürüne sürüne çıkıp ‘gökyüzüne bakma’ cesareti gösteren Biff Loman’da Fatih Artman, her sahnesinde arkadaşlarından rol çalmayı başarıyor. Biff’in öfkesi, sevgisi, pişmanlıkları ve kabullenişi bence oyunun kalbini oluşturuyor... Onun oyunun sonunda içinde babasına karşı bir kininin kalmadığını anladığı an benim de yüreğimden bir ağırlık kalktı sanki...
ARTHUR MILLEAR BİR SATICININ DEĞİL HEPİMİZİN ÖYKÜSÜNÜ ANLATIYOR, KAÇIRMAYIN
Yönetmen Rufus Norris’in yanı sıra 'Satıcının Ölümü’ içi sahne arkasında çalışan birbirinden önemli sanatçılar arasında salonu dolduran herkesin hayranlıkla izlediği sahne tasarımına imza atan Es Devlin harika bir iş çıkarmış. Beyonce’den U2’ya, Kendrick Lamar’dan The Weeknd’e kadar birçok sanatçının sahne tasarımlarına imza atan Delvin, oyun için oldukça sade ama büyülü bir atmosfer yaratmış.
Sadece Willy Loman adında bir satıcının değil, öyle ya da böyle bir şekilde hepimizin öyküsünü anlatıyor Arthur Miller! Bu yüzdenden ilk sahnelenmesinin üzerinden geçen 77 yıl sonra bugün bile seyircilerin arasında birileri oyunun bir anında, sahnede kendisini izlediğini fark edip avuçları patlayana kadar alkışlıyor. Siz de günahlarınızla sevaplarınızla, başarılarınızla başarısızlıklarınızla, neyseniz o olduğunuzu görüp yaşamınıza dört elle sarılmak için Satıcının Ölümü’nü görün derim...
