50 yıl sonra aynı yerde başka biri olmak!
U2 adını ilk duyduğumda liseye yeni başlamıştım, 40 yıl önceydi. Bir gazetenin kültür sanat sayfasında ‘The Josuha Tree’ albümleriyle Grammy almışlardı. Seslerini ilk duyduğumda hala lisedeydim. Hafızam beni yanıltabilir ama sanırım İzzet Öz’ün TRT’deki (bundan yüzde 100 eminim çünkü o yıllarda başka kanal yoktu) Teleskop programıydı, U2 yeni albümü ‘Rattle and Hum’ ‘Desire’ı söylüyordu. Dublin’de boş, hangar gibi bir yerde (Ben orayı New York sanıyordum. O yıllarda her yeri New York sanıyordum nedense). Şarkı bittiğinde kaseti almak için sabahı zor ettiğimi hatırlıyorum (evet o yıllarda kaset diye bir şey vardı).
U2’yla ilişkim ‘lineer’ bir şekilde ilerlemedi. Hikayesini anlatmaya ortada bir yerden başlayıp ileri, geri atlayarak devam eden filmler gibi oldu. Rattle and Hum’I ileri geri sararak hatmettikten sonar The Joushua Tree’ albümünü aldım (O yıllarda ha deyince gidip albüm alamıyorduk, harçlıklardan arttırıp birikim yapmak gerekiyordu). Kasette, ‘Where The Street Have No Name’ olduğu bölümü geriye sardırıp dinlememden, kaset sarmıştı… Sanırım iki kez satın aldığım tek album The Jousha Tree’dir (R.E.M.’in Automatic For the People’ını ve Tom Waits’in Frank’s Wild Years albümünü de birkaç kez satın aldım yalan olmasın).
80’leri Paul Simon, Rod Stewart, Sting, Gun’s and Roses, Bon Jovi, Iron Maiden, Tracy Chapman ve daha bir dolu güzel sesle kapattım ama U2’nun yeri farklıydı.
Üniversiteye ‘Achtung Baby’le başladım. Hem U2 hem ben değişmiştim. İlk şarkısından son şarkısına kadar mükemmel bir albüm Achtung Baby... 90’ların en iyi albümlerinde biri bence. Benim hayatımın en iyi yılları mıydı, bilemiyorum. Neyse...
Dedim ya U2’yla ilişkimiz lineer bir ilişki değil diye. İşte Achtung Baby’den sonra U2’nun ilk........
