menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstanbul'un Fethi: Sultan ile İmparator'un Savaş Günlükleri

71 0
29.05.2026

İmparator XI. Konstantinos

Pazartesi, Paskalya'dan hemen sonraki gün düşmanlar geldi. Osmanlı birliklerinin çeşitli haberciler aracılığıyla Konstantinopol'e doğru hareket hâlinde olduklarını, zaten bir ay kadar öncesinden bilmekteydim. Osmanlı akıncıları, bugün ilk olarak sur önlerinde kendilerini gösterdiler.

İşte, artık başlıyoruz. Senin askerlerin, seçip gönderdiğim askerlerimden birkaçını öldürdü. Destek kuvvet gönderince de çabucak kaçtılar ve kapıları kapayarak kilitlediler. Bunu affetmeyeceğim. Yüz misli, bin misli cezalandırılacaksınız.

Düşmanların saldırısı başladı. Top atışları, savaşın başlamasının ilk işaretiydi. Sarayımın (Porphyrogenitus) balkonuna çıkarak düşmanın kışkırtmasını izledim. Tanrı aşkına, kaç toptu acaba? Hayal ettiğimden daha güçlü bir gürültü, dünyayı sarstı. Fakat bizim fethedilmez, dayanıklı bir kalemiz var. Askerlere de kalenin yapımından bu yana bir kez bile delinemeyen bin yıllık kalenin varlığını vurgulamıştım.

Mübarek Cuma günü... Diz çöküp Allah'a ibadet ettim. Bu ânı ne kadar da bekledim. Nihayet ordularım, şehri bütünüyle kuşattı. Benden önceki sultanların şimdiye kadarki Konstantinopol kuşatmaları bugün için, şu an için bir tatbikat idi. Ey yiğit askerlerim, şanlı gazilerim! Yenilmezlik ruhuyla, üç sıralı Theodosius surlarını karşıma aldım. Düşman, bizim ihtişamımız karşısında ezilecek ve geceyi ateşleriyle aydınlatan çadırlarımızı gördüğünde bile korkuya kapılacak.

Açıkçası, gece gündüz dinlenmeyen düşman kışlalarını görünce ödüm kopuyor. Yatay-dikey şekilde, uzun uzadıya açılmış çadırlar, mızraklarını kaldırarak at koşturan süvari birliği, piyade birliğinin süngü tatbikatı ve üstüne üstlük ara sıra garip garip çıkardıkları tuhaf ve yüksek sesler, korkuma korku katıyor. Eğer ben böyleysem, ya askerlerimin ruh hâli nasıldır kim bilir?

Bu şehri baştanbaşa mükemmel bir şekilde inceleyip, her yönden bilgi sahibi oldum. Kalem ile kâğıt üstünde, şehrin surları ile planını sabahlara kadar çizdim durdum. Birçok haritaya baktım ve bizzat kendi gözlerimle coğrafî özelliklerini inceledim. Uzmanlar ile kafa kafaya verip, hangi topu hangi noktaya konuşlandırmamız gerektiğini uzun uzadıya tartıştım. Siper yerleştirmek için kazılacak noktalar ile kazdığımız topraklarla dolduracağımız hendeklerin konumunu ve surlara tırmanacağımız merdivenler ile kuşatma kulelerinin konumuna kadar hepsini planda işaretledim.

Osmanlı donanmasının gidişatı hayra alâmet değil. Boğaz ile Marmara Denizi'nde konuşlanmış savaş gemileri, henüz ulaşamadıkları Haliç'in iç tarafındaki sahile doğru girmek amacıyla, tetikte fırsat kollamaktalar. Böyle zamanlarda Haliç girişini sağlamca koruyan demir zincirlerin olması ne büyük şans.

Donanmayı Haliç’e sokup, o taraftaki surları yıkarak şehre girmeyi planlıyorum. Tabii ki kolay olmayacak. Haliç’e saldırmanın en büyük zorluğu, körfez girişini kapayan güçlü demir zincirler. Bu demir halat, eskiden beri şehri dış saldırılardan koruyan kapı muhafızı görevi görmüş.

Uykumdan kalkınca gördüm ki, düşman çadırları sur önlerine doğru sokulmakta. Bugün kararlı bir biçimde, topları surların bütün önemli noktalarına yerleştirdiler. Surları, sanki dev bir dalga misali yerle bir edeceklermiş gibi. Fakat tuhaf bir biçimde, 100 bin kişinin bir araya toplandığı Sultan'ın ordu karargâhından ne askerlerin uğultusu ne de tek bir at kişnemesi duyulmuyor. Bu, askerî disiplinlerinin böylesine katı olduğu manasına mı geliyor? “100 Hristiyan erinin hareket ederken çıkardığı ses, 10 bin Türk erinden daha yaygaracı ve gürültücüdür.” derler.

Surlardan uzaktaki çadırları daha yakın mesafeye üç defa taşıtıp kurdurdum. Devasa surların azameti karşısında baskı hissedebilecek askerlerimin ruh hâlini göz önünde tutarak, gözleri korkmasın ve alışsınlar diye perspektif mantığıyla aşamalı olarak kışlayı ilerleterek yerleştirdim. Deyim yerindeyse bizim ordumuz, “yanında fare ölmüşçesine koşuşturan dev filler topluluğu”. Asla düşmanın anlamayacağı şekilde disiplinli bir şekilde hareketli konuşlanmak, gelişmiş talimlerimizin bir sonucu. Bununla beraber düşmanda, büyük bir şehrin bir seferde hareket etmesini çağrıştıran bir baskı uyandırmayı amaçlamıştım.

Dünün devamı olarak bugün de top sesleri yeri göğü sarsıyor. Surlar hasar gördü, ama çöken herhangi bir yer yok. Hepsinden önemlisi, kulak zarını patlatırcasına gümbürdeyen top sesleri, şehir halkını dehşete sürüklemekte... O sarsıntılar da öylesine şiddetli ki, Galata Limanı'nda demirleyen kadırga gemilerini sarsacak düzeyde. Erler de gülle seslerini duyar duymaz yere çöküyorlar. Fakat topları ateşleyip duran düşman da başka şekilde taarruz edemiyor. Tanrı Aşkına! Mehmed, bu kadar fazla askeri nereden toplayıp getirmiş?

İmparator denilen kişi, henüz Osmanlı'nın gerçek mahiyetini ne duymuşa ne de görmüşe benziyor. Senin olsa olsa gördüğün, öncü birliklerden ibaret. Onlar yalnızca; rütbeleri olmayan, her birinin kuşamı farklı Başıbozuklar yahut uyarıcı askerî birlikler olan Azaplar... Ey İmparator, bekle. Düzenli birliklerimizin, ışıldayan askeri teçhizatlarıyla ondan daha harika olan yeteneklerini ve kahramanlıklarını yakında göstereceğiz.

Bugün de top sesleri surları titretiyor. Toz duman içinde askerlerimiz, sıkıntılar çekerek surları onarmakta Urban'ın Şâhi topuna göre bizim sahip olduğumuz Mangonel ile Culverin, ateş gücü yönünden onunla kıyaslanamaz bile.

Marmara Denizi'nde bulunan, Hristiyan askerlerin merkez üs olarak kabul ettikleri Prens Adaları'nı fethe dâhil ettim.

Saldırılar, her gün belli aralıklarla devam ediyor. Kedinin fareyle dalga geçmesi gibi tekrar eden saldırılar... Gücümüzü tüketmeye mi çalışıyorlar ki?.. Bugün seri saldırılar başladı. Kuşatmanın başlamasından bu yana........

© Habertürk