Geleneği ihya eden lider Erdoğan
Asıl adı Hızır Reis olan Barbaros'a, dinin hayırlısı anlamındaki Hayreddin lakabını bizzat Yavuz Sultan Selim takmıştı. 1538 yılında Haçlı Donanması'na karşı kazandığı Preveze Deniz Zaferi, Akdeniz'deki Türk egemenliğini kesinleştirmişti. Bu zaferin kazanıldığı 27 Eylül günü, bugün hala Türk Deniz Kuvvetleri Günü olarak kutlanıyor.
Barbaros, Osmanlı’yı yalnız bir kara imparatorluğu olmaktan çıkaran ve küresel bir deniz gücüne dönüştüren mimardır. Bugün Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Ege'de yürüttüğü Mavi Vatan jeopolitik doktrininin tarihsel meşruiyeti ve DNA'sı doğrudan Barbaros’un haritalarına ve fetihlerine dayanır.
Denizler fatihi Barbaros Hayreddin Paşa’nın türbesi Beşiktaş’tadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Kaptan-ı Deryalar ve Osmanlı Donanması Karadeniz veya Akdeniz'e sefere çıkmadan önce mutlaka Beşiktaş koyunda demirlerdi.
Gemiler sırayla Barbaros Hayreddin Paşa'nın türbesinin önünde, leventler direklere tırmanarak (çimariva ederek) kurucu büyük reise dualar okur ve onu selamlayarak denize açılırlardı. Personel hazır ol vaziyetinde, hiçbir şekilde hareket etmeden ve gözlerini kırpmadan dururdu.
Maalesef bu yüzyıllarca devam eden gelenek Cumhuriyet’in ilanı sonrası askeri takvimden tamamen çıkarıldı ve donanma gemileri Beşiktaş önlerinden sıradan bir seyir gibi geçip gitti yıllarca.
Ta ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla, 2019 yılındaki Mavi Vatan Tatbikatı sonrasında bu gelenek resmi olarak geri getirilene kadar.
Artık her büyük tatbikat dönüşünde Türk savaş gemileri İstanbul Boğazı'na girerek Barbaros'un türbesini aslına uygun olarak çimariva ile selamlıyorlar. Hatırlarsanız Cumhuriyet'in 100. Yılı töreninde TCG Anadolu öncülüğündeki 100 gemilik dev filo, Boğaz'dan geçerken bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı da bu tarihi çimariva düzeniyle selamlamıştı.
NATO Zirvesi için Türkiye’ye gelen dünya liderlerini karşılayan Yeniçeri ve Mehteran çokça konuşuldu, yazıldı, çizildi. Ancak bunlar sadece birer görsel şov olarak düşünülen unsurlar değildi, hiçbir zaman da öyle olmadı. Bunların altında yatan çok daha derin bir zihniyet söz konusuydu.
Birlikte irdeleyelim.
Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türkiye, geçmişiyle, tarihiyle, alfabesiyle, mehteriyle, Ayasofyasıyla ve daha nice gelenekleriyle bir kopuş yaşadı. Dolayısıyla büyük bir boşluk ve bir kimlik sorunu yaşandı. Bu konuyla ilgili çok eser, çok kitap var zaten. Ben de ara ara yazıyorum ama bugün odağımız başka. Bugün hangi geleneklerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden ihya anlayışıyla tekrar hayatımıza ve tarihimize girdiğine bakalım.
Yazıyı çok uzatmamak adına sadece bazılarına yer veriyorum.
Bu geleneklerden beni en çok etkileyenlerden biri Osmanlı döneminde padişahların Ramazan ayının 15. günü Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi’nde bulunan Hırka-i Saadet’i açma törenlerinin yeniden hayata geçirilmesidir. O dönem tören için hattatlara özel olarak, üzerinde ayetler veya Peygamberimizi öven şiirler (kasideler) yazılı “Destimal” adı verilen küçük tülbentler/mendiller hazırlatılırdı.
Padişah ve devlet erkanı, Peygamberimizin hırkasına doğrudan dokunmazdı ve hırkanın üzerine bu mendilleri sererek sembolik olarak öper ve koklarlardı.
Tören bittiğinde de bu mendiller devlet adamlarına hediye edilir, onlar da öldüklerinde bu kutsal mendillerin yüzlerine örtülerek kendileriyle birlikte gömülmesini vasiyet ederlerdi.
Cumhuriyetle birlikte 1922’de rafa kalkan Osmanlı'nın bu en mahrem ve en yüksek devlet-din ritüelini, Cumhurbaşkanı Erdoğan bizzat Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Dairesi'nde yeniden başlattı.
İlki 2017 yılında başlatılan bu ritüel için Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ramazan ayının 15. günü Topkapı Sarayı'na giderek Peygamber Efendimiz’in hırkasının muhafaza edildiği altın sandukayı bizzat dualarla açıp, kullanılan destimalleri törene katılanlara hediye etmeye........
