Bir devrin eşiğinde bir teknoloji dervişi
Havacılık tarihi, sadece teknik dokümanlardan ve metal yığınlarından ibaret değildir. O tarih, imkânsız denileni “mümkün” kılmak için ömrünü atölyelere vakfedenlerin hikâyesiyle yazılıyor. İzleyiciyle buluşan Özdemir Bayraktar Belgeseli, sadece bir mühendisin değil, Türkiye’nin makûs talihini gökyüzünde yenen bir “zihniyet devrimi”nin anatomisini sunuyor.
Belgeseli izlerken, Özdemir Bayraktar ile yaptığımız uzun sohbetler, fabrikadaki uykusuz geceler ve her test uçuşunda yaşadığı o çocuksu heyecanı gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti.
Özdemir Bayraktar, Ankara’nın steril odalarında strateji kurgulayan bir figür değil; bizzat arazide, elle atılan mini İHA’larla, müsaade edildiği ölçüde kullanılan derme çatma pistlerde; Gabar’da, Cudi’de evlatları, teknisyenler ve askerlerle sabahlayan görünmez bir komutandı. Yıllar önce kaleme aldığım bir yazımda bu duruşu şöyle özetlemiştim:
“Özdemir Bayraktar, Türkiye’nin teknoloji yolculuğunda bir ‘teknoloji dervişi’ gibi hareket ediyor. Fabrikada yatan, tasarımın her aşamasında ter döken bir babanın evlatlarına bıraktığı miras sadece bir uçak değil; ‘biz yapabiliriz’ özgüvenidir.” (Milli İHA’ların Gizli Kahramanı, 2016)
Belgeselde de gördüğümüz üzere, Özdemir Bayraktar için havacılık bir ticaret sahası değil, bir varoluş mücadelesiydi. İsrail’den, Amerika’dan medet umulan yıllarda, bürokrasinin “Siz kimsiniz de İHA, uçak yapacaksınız?” diyen soğuk yüzüne karşı inancın nasıl galip geldiğini iliklerimize kadar hissediyoruz.
Belgeselin en vurucu yanlarından biri, Türkiye’nin havacılık tarihindeki kopuk halkaları yeniden birleştirmesi. Özdemir Bayraktar, aslında Nuri Demirağ’ın kapısına kilit vurulan fabrikasının, Vecihi Hürkuş’un hüsranla biten hikâyesinin yarım kalan sayfalarını tamamlıyordu. Aynı zamanda Özdemir Bayraktar’ı Nuri Demirağ ve Vecihi........© Habertürk
