Yeni dünya düzeninde Türkiye'nin rekabet sınavı
Dünyada rekabetin kuralları değişiyor. Eskiden bir ülkenin küresel yarıştaki gücünü ölçerken işçilik maliyetine, kuruna, enerji fiyatına ve lojistik avantajına bakmak büyük ölçüde yeterliydi. Artık yetmiyor.
Yapay zekâ, otomasyon, yeşil dönüşüm, jeopolitik gerilimler, korumacılık ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması rekabetin tanımını baştan yazıyor.
Türkiye de tam bu dönüşümün ortasında bulunuyor.
Bu yıl beşincisi düzenlenen ve Ekonomi gazetesi ile uluslararası danışmanlık şirketi PwC tarafından gerçekleştirilen Dönüşen Liderlik Zirvesi'nde, PwC'nin “Türkiye'nin Küresel Rekabetçilik Seyri” araştırmasının sonuçları paylaşıldı. Araştırmayı PwC Türkiye Ülke Kıdemli Ortağı Cenk Ulu ile Müşteri ve Endüstri Grupları Lideri Cihan Harman değerlendirdi. Çalışma teknolojik dönüşüm, doğrudan yabancı yatırımlar, sanayinin rekabet gücü, işgücü maliyetleri, ihracat ve yeşil dönüşüm başlıklarında Türkiye'nin küresel rekabetteki yerini ortaya koyuyor.
Araştırmanın en önemli mesajı ise şu: Rekabetçilik artık yalnızca düşük maliyetle üretmek anlamına gelmiyor.
Asıl soru artık Türkiye'nin ucuz olup olmadığı değil. Türkiye, ucuzluğun ötesinde ne sunabiliyor?
720 dolarlık ücret avantajı yetmiyor
Rakamlar ilk bakışta Türkiye'nin önemli bir maliyet avantajına sahip olduğunu gösteriyor.
2026 itibarıyla aylık brüt asgari ücret Türkiye'de 720 dolar. Romanya'da 960, Polonya'da ise 1.245 dolar. Yani Türkiye'nin ücret maliyeti iki rakibinden de belirgin biçimde düşük.
Fakat aynı Türkiye, IMD Dünya Rekabetçilik Endeksi'nde 53'üncü sırada. Romanya 49'uncu, Polonya ise 41'inci sırada bulunuyor.
Buradaki çelişki aslında yeni dönemin rekabet kurallarını anlatıyor.
Türkiye'nin işgücü ucuz olabilir ama rekabet gücü yalnızca işgücü maliyetinden oluşmuyor. Yüksek enflasyon, finansman maliyeti, kur oynaklığı, verimlilik, teknoloji yatırımları ve kurumsal güven toplam maliyeti belirliyor.
Dolayısıyla Türkiye'nin avantajı artık “ucuz işçilik” cümlesiyle anlatılamaz. Ucuz işçilik rekabet gücünün başlangıç noktası olabilir ama artık sonucu belirlemiyor.
Sanayinin kârı düşüyorsa rekabet gücü de düşüyor
Türkiye'nin rekabet gücündeki en önemli alarm sanayiden geliyor.
PwC verilerine göre BIST Sınai Endeksi şirketlerinde brüt kâr marjı son yıllarda geriledi ve 2026'nın ikinci çeyreğinde yüzde 20'nin altına indi. Sanayinin toplam istihdam içindeki payı da 2021'de yüzde 21,7 iken 2026'nın ikinci çeyreğinde yüzde 19,7'ye geriledi.
Sanayinin GSYH içindeki payındaki aşağı yönlü seyir ve ihracat miktarındaki zayıflama da maliyet baskısının sanayici ve ihracatçı üzerindeki etkisini gösteriyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Bir ülkenin rekabet gücü, şirketlerinin kâr marjından........
