Yaşamın cevapsız sorusu
Kimse sormaz bunu. Yüzünüze bakıp “kendine yetiyor musun?” diye soran çıkmaz. Ayıp sayılır belki, ya da kimsenin aklına gelmez, ya da herkes kendi cevabını biliyor da sormaya gerek duymuyordur. Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: bu soru sorulmadan da yanıt veriyor insan. Hayatın tam ortasında, hazır olmadığı bir anda, cevap geliyor.
Hastane yatağında geliyor bazen. Telefon çalmıyor, kapı açılmıyor, koridor sesleri uzaktan geliyor, yabancı. O beyaz tavana bakıyorsunuz ve anlıyorsunuz. Kimse gelmiyor. Kimse gelmeyecek. Ve şimdi tek soru bu: bu odada, bu sessizlikte, kendinizle baş başa kalabilecek misiniz?
Bazıları kaldıramıyor o soruyu. Telefona uzanıyor, birini arıyor, bir şeyler konuşuyor, önemli değil ne konuşulduğu, önemli olan sesin gelmesi. Ses gelince nefes alınıyor. Ses kesilince yeniden başlıyor o ağırlık. Bağımlılık bu. Başkasının varlığına olan bağımlılık. Utanılacak bir şey değil, insani bir şey. Ama farkında olmak başka, farkında olmadan yaşamak başka.
Tren vagonunda da geliyor o soru. Bilmediğiniz bir yer’e gidiyorsunuz, yanınızdakiler yabancı, pencereden geçen manzara da yabancı. Sigara dumanı tavan’a doğru kıvrılıyor, siz bakıyorsunuz. Bir anda soyuluyorsunuz. Rolleriniz, unvanlarınız, gündelik hayatın size biçtiği kostümler kalıyor rayların üstünde. Vagon ilerliyor, siz kendinizle kalıyorsunuz. O an. İşte o an sınav başlıyor. Kimse görmüyor bu sınavı. Karşı koltuktaki adam uyuyor, kadın penceresinden bakıyor. Siz içinizde bir şeyle boğuşuyorsunuz,........
