Hasta düştüm hey ağalar…
Bazı gecelerin sabahı olmaz, bazı düşüncelerin hayatı nizamı olmaz. Hasta düştüm hey ağalar diye seslenir Karacaoğlan..
Son günlerde sağlık üzerine imtihan ediliyorum, ediliyoruz. Hayata bir bakış açısı sergilerken, her zaman düşündüğüm vizyon sağlık olmuştu. Lakin gün geçtikçe bu sağlığın değerini her geçen gün daha iyi anlıyorum.
Karacaoğlanın dediği gibi;
Hasta düştüm hey ağalar Halim bilmez dağlar şimdi Düşman gibi dost karşımda Zülüflerin bağlar şimdi der.
Hasta düştüm hey ağalar
Halim bilmez dağlar şimdi
Düşman gibi dost karşımda
Zülüflerin bağlar şimdi der.
İnsan, sıhhati bir gölge gibi yanında taşırken onun serinliğini fark etmez; ancak güneş tam tepeden vurduğunda, yani o gölge çekildiğinde, yolun ne kadar kavurucu olduğunu anlar. Sağlık, vücut sarayının görünmez temelidir. O temel sarsıldığında, pencerelerden görünen manzara da, odalarda yankılanan sesler de anlamını yitirmeye başlar. Vizyon dediğimiz o geniş ufuk, birdenbire bir nefes sıhhatin dar ama hayati çemberine sığar hale gelir. Çünkü dünya, ancak içimizde onu taşıyacak derman olduğunda bir mana ifade eder.
Lakin bu “imtihan” sadece bir noksanlık değil, aynı zamanda bir derinleşme halidir. Sağlığın el çektiği yerlerde, genellikle sevgi nöbeti devralır. Karacaoğlan’ın “düşman gibi dost karşımda” dediği o anlarda, maskeler düşer ve geriye sadece samimiyetin çıplak yüzü kalır. İnsan, sağlığını kaybettiğinde aslında kimin sevgisinin “şifa”, kimin varlığının ise “yük” olduğunu bir cerrah........
