KELEBEKLER VADİSİ FETHİYE
Deniz aşığı olan benim gibi seyyahlar için Ölüdeniz, turkuaz mavi rengiyle adeta herkesi büyüler ve kendine sırılsıklam aşık eder. Özellikle havadaki tuzla karışık ferahlıkhissi veren kokusu, biz fani kullara yenilenme hissi yaşatır. Denizin nazlı nazlı salınışı, şehre girer girmez “yavaşla” der biz hızın ve hazzın gönüllü kurbanlarına. Zaman burada başka türlü akar gider. Acelesiz, ahenk içinde. Huzur ve mutluluk içinde.
Sabahın erken saatlerinde yolumuzu Ölüdeniz’e çevirdik. Denizin o billur bakışlı haliyle gökyüzü yer değiştiriyordu sanki. Kıyıda oturup mavinin bin bir tonunu seyre dalmak başlı başına bir yolculuk yapmamıza sebep oldu.
Tekneyle açıldığımızda Kelebekler Vadisi uzaktan müthiş güzelliği ile belirdi. Devasa kayalıkların arasında saklanan vadiye ayak bastığımızda, doğanın hâlâ kendine ait misafirlerini konuk ettiği köşeleri olduğunu hatırladım. Sessizlik, burada konuşmanın en güzel biçimiydi. Bir kelebek omzunuza konduğunda, bu anın aceleyle geçmemesi gerektiğini düşünüyordunuz.
Fethiye, Kayaköy’de taş evlerin arasında dolaşırken, sadece doğayla değil, geçmişle de konuşuyorsunuz. Kapısı aralık kalmış hayatların izlerini görüyorsunuz. İnsan burada, bir yerin terk edilmesinin bile bir dili olduğunu anlıyor ve hüzünleniyor.
Merkezdeki Telmessos Antik Tiyatrosu, akşam ay ışığıyla birlikte bambaşka bir yüz gösteriyor. Taş basamaklara oturup denizi izlerken, yüzyıllar önce aynı manzaraya bakan insanları düşünüyoruz.
Başka bir gün ikindi vakti güneşin geceye kavuşmasını izlemek için teleferikle Babadağ’a çıkıyoruz. Yamaç paraşütüyle süzülenleri izlerken, Fethiye’nin yukarıdan nasıl bir masal olduğunu anlıyoruz. Cesareti olanlar için gökyüzünde yamaç paraşütü ile süzülmek olmayanlar için manzarayı seyretmek yetiyor.
Sıcak yaz günlerinde serinlemek için Saklıkent Kanyonu’na uğrayabilirsiniz. Buz gibi suların içinde, kayaların arasından yürürken insan, doğanın ne kadar güçlü ve bir o kadar da muhteşem olduğunu hissettiriyor.
Bir başka gün batımını Çalış Plajı’nda karşılıyoruz. Güneş, denize ağır ağır veda ederken, muhteşem manzaralareşliğinde fotoğraflar çekilebilirsiniz.
Fethiye’de acıkmak bir davet gibidir. Denizden dönerken, bir pazar yerinden geçerken ya da akşamüstü güneş yavaşça inerken mutlaka bir koku çağırır insanı. Burada yemek, sadece karın doyurmaz; gezinin hafızasına eklenen en kalıcı duraklardan biri olur. Sabah, kahvaltısıyla başlar her şey. Zeytinler sanki az önce daldan kopmuş, domates güneşi hâlâ üzerinde taşır. Fethiye’de kahvaltı aceleye gelmez; çay mutlaka ikinci kez doldurulur.
Denize bu kadar yakınken balık yememek olmaz. Akşamüstü marinada, vitrinde parlayan çupra ve levrek göz göze gelir insanla. Izgarada pişer, yanına roka ve soğan eklenir. Fazlasına gerek yoktur. Deniz zaten daima insanla hasbihal eder.
Fethiye’den ayrılırken damağınızda tek bir tat kalmaz; bir bütün hâlinde bir sofra kalır. Deniz tuzu, zeytinyağı, ot kokusu ve yavaş yenen yemeklerin huzuru ve insanların sıcaklığı…
İyi seyirler diliyorum.
