menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MALAZGİRT’TEN BUGÜNE: AYNI VATAN, AYNI İRADE, AYNI İNANÇ AMA DAHA BÜYÜK BİR SORUMLULUK, DAHA BÜYÜK BİR GAYRET DAHA GÜÇLÜ BİR İRADE VE ÇABA

15 0
26.08.2026

Gözlerimizi kapatalım…

Zaman makinesine binelim

Ve 955 yıl öncesine dönelim ve Malazgirt ovasına gidelim.

Tarih: 26 Ağustos 1071…

Sultan Alparslan ve Ordusu..

Karşısında düşman askeri…

Türk tarihinin büyük dönüm noktalarından biri olan Malazgirt Zaferi’nin üzerinden 955 yıl geçti. Dokuz buçuk asrı aşan bu uzun zaman, insan ömrü için tahayyül edilmesi güç bir süre; fakat milletlerin hafızası için yalnızca geçmişte kalmış bir tarih değildir. Çünkü bazı zaferler, kazanıldıkları günle sınırlı kalmaz. Nesiller değişse, devletler ve şartlar değişse de o zaferlerin açtığı yollar, taşıdığı ruh ve bıraktığı sorumluluk yaşamaya devam eder.

İşte Malazgirt de tam tamına böyle bir olaydır.

Malazgirt’i yalnızca Sultan Alparslan’ın Bizans ordusuna karşı kazandığı büyük bir askerî başarı olarak anlatmak, elbette tarihî gerçeğin önemli bir kısmını ifade eder; fakat Malazgirt’in bizim için taşıdığı anlam bundan çok daha büyüktür. Bu zafer, Anadolu’nun Türklerin kalıcı yurdu hâline gelmesi sürecinde tarihî bir dönüm noktası olmuş; ardından başlayan uzun yürüyüş, bu coğrafyada devletlerin, şehirlerin, ilim merkezlerinin ve büyük bir medeniyet birikiminin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Ancak bir gerçeği de unutmamak gerekir: Toprak, yalnızca fethedildiği gün vatan olmaz. Bir toprağı vatan yapan; onun uğruna verilen mücadele kadar, üzerinde kurulan hayat, üretilen bilgi, yetiştirilen insan, inşa edilen şehir ve nesiller boyunca sürdürülen aidiyet duygusudur.

Malazgirt’ten sonra Anadolu’ya yalnızca ordular yürümemiş, alimler gelmiş, medreseler kurulmuş, şehirler yükselmiş, köprüler yapılmış, kütüphaneler oluşturulmuş, sanat gelişmiş, ticaret canlanmış ve bu topraklar asırlar boyunca büyük bir medeniyetin merkezi hâline gelmiştir.

Bu sebeple Malazgirt, yalnızca geçmişin bir hatırası değildir. Malazgirt, bize bugün de bir soru sormaktadır:

“Size emanet edilen bu vatana, bu devlete ve bu medeniyet mirasına biz, dün ve bugün ne kattık ve yarın nekatacağız?”

İşte asıl mesele budur.

2026 da bugün, 1071’den çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. Savaşların şekli değişti, devletlerin gücü yalnızca ordularının sayısıyla ölçülmüyor. Bilim, teknoloji, ekonomi, enerji, uzay, siber güvenlik, yapay zekâ ve yüksek teknoloji artık ülkelerin bağımsızlığı ve geleceği açısından en az geleneksel askerî güç kadar önem taşıyor.

Bugünün Malazgirt’i, sadece savaş meydanlarında değil; laboratuvarlarda, üniversitelerde, teknoloji merkezlerinde, fabrikalarda, tersanelerde ve gökyüzünde de yaşanmaktadır.

Türkiye'nin son yıllarda özellikle savunma ve havacılık alanında ulaştığı seviyeyi bu açıdan değerlendirmek gerekir. 2025 yılında savunma ve havacılık sanayii ihracatının 10 milyar dolar seviyesini aşarak tarihî bir rekora ulaşması, Türk savunma teknolojilerinin artık yalnızca Türkiye'nin ihtiyaçları için üretilmediğini, uluslararası pazarda da ciddi bir karşılık bulduğunu göstermektedir. Aynı dönemde HÜRJET için İspanya ile yapılan ihracat anlaşması ve savunma teknolojilerindeki farklı projeler, Türkiye'nin bu alanda yeni bir kapasite oluşturmaya çalıştığının somut göstergeleridir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin NATO'nun geniş kapsamlı Steadfast Dart 2026 tatbikatına yaklaşık iki bin personelle katılması ve TCG Anadolu'dan Bayraktar TB3'ün başarılı atış faaliyeti gerçekleştirmesi de Türkiye'nin yalnızca kendi sınırları içinde değil, uluslararası güvenlik mimarisi içerisinde de sahip olduğu askerî ve teknolojik kapasiteyi göstermektedir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır. Güç sahibi olmak, savaşı istemek değildir. Güçlü bir devlet olmak, başkalarının hakkına göz dikmek anlamına da gelmez. Asıl güç, kendi vatanını koruyabilecek, milletinin güvenliğini sağlayabilecek ve gerektiğinde dosta güven,........

© Habername