menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alim, Hakim ve Arif: İlim Dünyamızın Parçalanan Bütünlüğünü ve Kırılan Tasavvurumuzu Yeniden Kurmak

9 0
03.04.2026

Hepimizin Cuması mübarek olsun.

Ben bir ilave ile sizlere aşağıda hazırladığım sohbet yazımı, Cuma hediyesi olarak takdim edeyim, lütfen kabul buyurun; okuyup, değerlendirerek, düşüncelerinizi, eleştirilerinizi ve yorumlarınızı yazın.

Öncelikle bu yazının ilhamının nereden geldiğini belirteyim. Diyanet İşleri Eski Başkanımız Değerli Hocamız Prof. Dr. Mehmet Görmez’in Çankırı’da bir camide gördüğü kitabe üzerine yaptığı konuşmayı dinledikten sonra konuyu araştırdım ve aşağıdaki yazıyı hazırladım.

Konuşma linki https://www.facebook.com/reel/1420762739323377

Görmez hocamızın bahsettiği kitabe şu:

.أول ما يطلع في سماء القلب نجم الحكمة، ثم قمر العلم، ثم شمس المعرفة. فيصير بنجم الحكمة ينظر إلى حقائق الأشياء، وبضوء قمر العلم ينظر إلى عالم المعنى، وبنور شمس المعرفة ينظر إلى حضرة المولى."

"Kalbin semasına doğan ilk ışık hikmet yıldızıdır, sonra ilim ayıdır, sonra marifet güneşidir. Kişi hikmet yıldızının ışığıyla eşyanın hakikatini müşahede eder. İlim ayının ışığıyla mana alemini (ahireti) müşahede eder. Marifet güneşinin nuruyla da Hazreti Mevla'yı müşahede eder."

Bu eşsiz benzetme ve tasavvufi kelam, büyük İslam alimi ve mutasavvıf Abdülkadir Geylani (k.s) hazretlerine aittir. Kendisinin manevi halleri ve kalbin makamlarını anlattığı sohbetlerinden derlenen bu ifadeler Sırru'l-Esrar, Kalaidü'l-Cevahir ve Nüzhetü'l-Mecalis gibi klasik İslam eserlerinde nakledilmektedir.

Kıymetli Okur Dostlarım

İslam düşünce tarihinde insanı insan yapan, onu eşref-i mahlukat (yaratılmışların en şereflisi) kılan en temel unsurlar İlim, Hikmet ve Marifet üçlemesidir. İslam medeniyetinin kurucu zihniyetinde bu üç kavram birbirinden bağımsız değil, bilakis aynı hakikate giden yolun birbirini tamamlayan duraklarıdır.

A. Hikmet Yıldızı: Eşyanın Hakikatini Görmek

Geylani Hazretleri, kalbin aydınlanmasını önce geceyi süsleyen yıldızlara, yani hikmete benzetir. Hikmet, varlığın var oluş gayesini, sebep-sonuç ilişkilerini ve eşyanın ardındaki ilahi kastı anlamaktır.

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ اُو۫تِيَ خَيْرًا كَث۪يرًاۜ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

"Allah hikmeti dilediğine verir. Hikmet verilen kişiye pek çok hayır da verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar." (Bakara Suresi, 269)

Hikmet sahibi kişiye Hakîm denir. O, sadece "ne" sorusuna değil, "niçin" sorusuna da cevap arar. Kainata baktığında ağacı, suyu, taşı değil; o ağacı yeşerten Sanatkar'ın fırça izlerini görür.

B. İlim Ayı: Mana Alemini Müşahede Etmek

Yıldızlardan sonra ufukta beliren Ay, geceyi daha da aydınlatır. İlim, vahyin ve aklın rehberliğinde doğruyu yanlıştan, helali haramdan ayırma bilgisidir.

اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ

"Kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan (gereğince) korkar." (Fâtır Suresi, 28)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: "Âlimin abide (sadece ibadet edene) üstünlüğü, dolunaylı gecede Ay’ın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir." (Ebu Davud, İlim 1)

İlmin sahibi olan Âlim, sadece dünyevi yasaları değil, manevi yasaları (mana alemini) da bilir. Ay nasıl ki ışığını Güneş'ten alırsa, hakiki ilim de kaynağını İlahi Nur'dan alır.

C. Marifet Güneşi: Hazreti Mevla'yı Müşahede Etmek

Güneş doğduğunda ise yıldızlar ve ay görünmez olur; çünkü Güneş bizzat kaynağın kendisidir. Marifet, bilginin (ilmin) içselleştirilerek kalp ile tasdik edilmesi, hal ve yaşantıya dönüşerek kişinin Allah'ı bizzat kalbiyle "tanımasıdır".

من عرف نفسه فقد عرف ربه

Nefsini (kendini) bilen, Rabbini bilir.

Marifet sahibi olan kişiye Ârif denir. Arif olan kişi, ilmi bir yük olarak taşıyan değil, o ilimle ahlaklanan kişidir. Güneş nasıl her yeri aydınlatır ve ısıtırsa, marifet sahibi bir arif de çevresini sadece bilgisiyle değil, hal ve duruşuyla da ısıtır

Tarihsel Kırılma: Parçalanan Zihin Dünyamız

Videoda yapılan en can alıcı tespit şudur: İslam dünyasının yaşadığı en büyük kırılma, bu üç vasfın birbirinden koparılmasıdır.

Marifet sadece Tekke'ye (sufilere) terk edildi.

İlim sadece Medrese'ye (fakihlere/kelamcılara) hapsedildi.

Hikmet ise Felsefeye (İbn Sina, Farabi gibi birkaç filozofa) bırakıldı.

Halbuki İslam'ın altın çağında alimler hem arif, hem hakim, hem de alim idiler.

Bu bütünleşmenin en güzel örneği Hüccetü'l-İslam İmam Gazali'dir. Gazali, zamanının en büyük medresesi olan Nizamiye'de baş müderris (rektör) iken, sadece "ilim" sahibi olmanın (bilgi hamallığının) kalbini tatmin etmediğini fark etti. Büyük bir manevi buhrana girdi ve makamını, mevkiini terk ederek 10 yıl süren bir uzlete çekildi. Bu süreçte salt aklın ve ezberci medrese ilminin yetmediğini, "Marifet" güneşinin kalbe doğması gerektiğini anladı. Döndüğünde yazdığı İhya-u Ulumiddin eseri, işte bu İlim, Hikmet ve Marifet'in yeniden cem edildiği, kuruyan fıkha (hukuka) tasavvufun (marifetin) ruhunun üflendiği şaheserdir.

Yeniden "İnsan-ı Kamil" İnşası

Bugün İslam dünyasının temel problemi, sadece bilen (Alim) insanlar yetiştirmesi, ancak bu bilgiyi varlığın sırrıyla yoğuran (Hakim) ve Allah'ın rızasına ulaştıracak bir ahlaka (Arif) dönüştüren insan modelinden uzaklaşmış olmasıdır.

Asıl mesele; aklıyla kainatın yasalarını araştıran bir fizikçi (İlim), o yasalardaki ilahi nizamı ve sanatkarı fark eden bir filozof (Hikmet) ve vardığı o muazzam gerçeklik karşısında secdeye kapanan bir kul (Marifet) olabilmektir. Ancak bu üç nur birleştiğinde "Âmil" (ilmiyle amel eden) kamil insan ortaya çıkar.


© Habername