menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YEMEN BİZİM NEYİMİZE ŞİVAN DÜŞTÜ EVİMİZE (1)

240 0
30.03.2026

(Bu yazıda anlatılan bilgilerin zihninizde hakikat çiçekleri açtırmasını, dillendirilen duyguların gönlünüzde gizli sonsuzluk muştularını diriltmesini ve bu iki eşsiz manevi gıdanın oluşturduğu sentezin benliğinizde yepyeni bir dünya kurmasını istiyorsanız; lütfen yazıyı okumaya başlamadan önce şu üç türküyü dinlemeye çalışın. Çünkü anlamak sadece bilmek değildir; bilmenin ötesinde hissetmektir. Bilmek beynin, hissetmek gönlün işidir. İnsan bilmeden sevemez, hüzünlenmez; hissetmeden de anlayamaz, kavrayamaz.)

(Bendenizde yazıya başlamadan bu üç türküyü dinledim:)

a- Ano Yemen’dirb- Kara Çadır İsmim Tutarc- Yemen Bizim Neyimize

GERÇEK TARİH ZAMANI AŞIP BUGÜNE YÖN VERENDİR.

Tarih; ne galibiyetlerden sonra söylenen zafer şarkılarından, koçaklamalardan; ne de mağlubiyetlerden sonra yakılan ağıtlardan, yükselen feryatlardan ibarettir. Aksine tarih, her iki durumu/neticeyi hazmedip (sentezleyip) halkın kültürüne, harsına, ümranına ve hafızasına dengeli bir şekilde aktarmaktır.

Bu cümleden olmak üzere; eğer bizler (Müslümanlar) dengesi bozulmuş bu dünyaya nizam verecek, istikametini kaybetmiş Âdemoğullarına istikamet sunacak nesiller yetiştirmek istiyorsak, bunun yolu solmaz hakikatin emrettiği tarih şuurunu onlara kazandırmaktır.

Hakikatin aynası olan gerçek tarih ise; ne zafer meydanlarında beyaz atların semaya yükselen nal sesleri, ne doru atların göklere yükselen hınçırmaları, ne kır atların bulutlara yükselen toz ve dumanları; ne de mağlubiyet sonrası yiğit ve mert erlerin adına gönlü yanık âşıkların, kalpleri hüzün bulutları ile beslenen ozanların yaktıkları ağıtlardır. Aksine, her iki durumu/neticeyi hazmedip (sentezleyip) halkın kültürüne ve milletin hafızasına dengeli bir şekilde aktarmaktır.

Bu hakikatten mülhem bizler; Bedir’de, Mekke’nin fethinde; Malazgirt’te, Mohaç’ta, Kosova’da, İstanbul’un fethinde elde ettiğimiz şanlı zaferlerden sonra sevinip Allah’a şükrettik (bundan sonra da ederiz); Uhud’da, İnebahtı’da, 93 Harbi’nde yenilince de üzüldük, hüzünlendik; yine şükrettik (bundan sonra da şükrederiz). Netice ne olursa olsun, her hâl ve durumda daima Allah’a hamd ettik, hamd ederiz. Çünkü O (cc) neylerse güzel eyler. Çünkü bizler şuna inanırız: “Kaderin üstünde bir kader”, sevincin içinde/ötesinde bir keder vardır. İşte tarih şuuru budur. Hakikat; acı ile tatlıyı, sevinç ile hüznü, zaferle hezimeti bir bilmektir. Tarih şuuru ise bu gerçeği kader kazanında kaynatıp, tevekkül maşrapaları ile önce kendimize, sonra nesillerimize sunmaktır.

MART 2026’DAN TEMMUZ 1900’LERE KANATLANMAK

Baharın ilk ayı olan 2026 Mart’ının son günlerinde, kışkırtıcı güzelliği ile adım attığım Meram sokaklarında ilerlerken gözüm; erik, badem ve kayısı ağaçlarının gönle huzur, kalbe sürur veren beyaz-pembe renklerle donanmış çiçeklerine mahkûm oluyor. Bahar yağmurlarının rahmet taneleri ile berekete kavuşan feyizli Meram topraklarının ve üzerinde biten onlarca çiçeğin eşsiz kokuları bana Rabbimin nimetlerini bir kez daha hatırlatıyor. Serçelerin sesleri, güvercinlerin ve kumruların “hu hu”larına karışarak, diğer kuşların sesleriyle birlikte eşsiz bir senfoniye dönüşüyor. Bu güzelliğe, merkezi sistemden muhteşem bir sesle okunan sonsuzluk çağrısı ezan sesi anlatılmaz bir katkı sağlıyor. Bu sesler, bu görüntüler, bu kokular; gözümü, gönlümü ve kalbimi doyurup mest ediyor.Bu tarifi zor, anlatılması güç his ve duygularla öğle namazı için mahallemizdeki Huzeyfe Camii’ne girip namazımı eda ediyor, dualarımı yapıp dışarı çıkıyorum. Namazdan sonra dostlarla caminin hemen önündeki parkta oturup sohbete dalıyoruz.

Mart ayının bu son günlerinde, tepesinde birazcık kar olan Loras Dağı’ndan bize doğru esen serin rüzgârın esenliğinde sohbete başlarken, mahallemizdeki Özel Lale Lisesi’nin hoparlöründen (zil sesi yerine çalınan) yükselen “Ano Yemen’dir” türküsünün o acıklı, o hüzünlü, insanın kalbini kahra ve acıya sevk eden melodisi hepimizi tarihe, mazinin o acıklı, o hazin zamanlarına (1900’lere) götürüyor.

GİDEN GELMİYOR ACEP NEDENDİR?

Anadolu’da oğullarını Yemen’e gönderen anneler, babalar; nişanlısını Yemen’e gönderen kızlar, babalarını Yemen’e gönderen yavrular için Yemen demek; gözyaşı, ayrılık, hicran ve bitmeyen bir hüzün demektir. Bu sebepten dolayı bu türkü; güftesi ve bestesi ile tarihi bilen ve onun şuurunda olan bizleri, baharın bu güzelliklerinden, bu hoş manzaralarından, bu serin rüzgârlarından ve tesirli melodilerinden koparıp tarihe, götürüyor . Tarihe yani 1900’lere; uzak diyarlara; kavurucu Yemen Çöllerine; nemli Kızıldeniz Kıyılarına, Mehmetçiklerin can verdiği Sana sokaklarına, zirveleri bulutlardan yukarıda bulunan yüksek dağların doruklarına götürdü. O an hepimiz sustuk ve ruhumuzu, kalbimizi o acı türkünün hüzünlü kollarına bıraktık:

“Havada bulut yok bu ne dumandır?

Mahlede ölen yok bu ne figandır?

Şu Yemen elleri ne de yamandır

Ano Yemen'dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir?

Burası Muş'tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir?

Kışlanın önünde redif sesi var

Bakın çantasında acep nesi var?

Bir çift kundurayla bir de fesi var

Ano Yemen'dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir?

Burası Muş'tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir?

Devam edecek inşallah.

İyilikler gölgeniz, hayırlar yoldaşınız olsun.


© Habername