TEK ÇARE: DEVLET-İ ÂLEM-PENÂH
“Lorasın üstünden gün batmak üzereYine akşam geldi Osman Gazi’yeNeleri götürdü bu batan güneşKim bağlar istikbali acep maziye”
Penceremden Konya’nın kızıl batı ufuklarını seyrediyorum.
Yorulan, eskiyen gün, ağır ağır Konya’yı terk etmek üzere. Günü zararla kapatan biz gafillerin âh u zârları onu kana bulamış olmalı ki başta Loras ve Takkeli Dağlar olmak üzere Konya’nın batı ufukları bir al deryaya dönüyor.
O anda Faruk Nafiz Çamlıbel’in şu mısraları kaplıyor benliğimi:
“Bu akşam bilmediğim bir âlem içindeyim,Ya rüyada bir seyyah, ya semavî Çin’deyim,Bir orman yangınıyla kızardı karşı dağlar,Taraf taraf tutuştu meş’aleler, çırağlar…”
Gökyüzünün kızıllığına bakarken insanın zihninde yalnız şiirler değil, sorular da doğuyor.
Güneş her akşam batıyor.
Peki biz nereye gidiyoruz?
Dünya her akşam biraz daha yaşlanıyor.
Peki biz neyin peşinden koşuyoruz?
İnsanlık binlerce yıldır şehirler, devletler, imparatorluklar ve medeniyetler kuruyor. Sonra kurduğu her şeyin üzerine “ebedî” damgasını vuruyor. Oysa güneş her akşam bize aynı hakikati hatırlatıyor: Burada hiçbir şey kalıcı değil.
ZAMAN GEÇİYOR, MEKÂN ESKİYOR
Her gün batımında zaman ve mekân biraz daha eskiyor. Bizler de, şehirlerimiz de, devletlerimiz de, saraylarımız da, servetlerimiz de, şöhretlerimiz de bir gün bu büyük yürüyüşün son menziline varacak.
“Yağız atlı süvari, koştur atını, koştur;Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.”
Son menzil elbette Sonsuz Âlem’dir.
Mutasavvıfların “yalan dünya, gölgeler diyarı, Dâr-ı İmtihan, Dâr-ı Fenâ, en büyük serap, misafirhane” diye niteledikleri bu geçici dünya, bizi aldatmaya doymuyor.
EZELDEN ÖNCE NEREDEYDİK, EBEDİYETTEN SONRA NEREDE OLACAĞIZ?
Gün doğuyor,........
