HER NEFESE İKİ ŞÜKÜR LAZIM
İki şükür lazım; çünkü bir nefes alırken ve verirken Rabbimiz bize adeta iki ayrı lütuf bahşediyor. Nefes alırken hayat içimize doluyor, nefes verirken bedenimiz biraz daha hafifliyor.
Her nefes alışverişimiz bizi, bir salıncak gibi hayat ile ölümün, varlık ile yokluğun sınırlarına götürüp getiriyor.
Hayat içimize doluyor.
Sanki hayatımızdan bir parça eksiliyor.
Sonra yeniden alıyor, yeniden veriyoruz. Böylece farkına bile varmadan ömrümüzü tüketiyoruz. Saatler, günler, aylar, yıllar geçiyor; fakat insan çoğu zaman ömrünün nasıl akıp gittiğini fark etmiyor.
Belki de bu yüzden insan, her nefes alışında, “Rabbim, bana yine hayat verdin.”; her nefes verişinde ise “Bu emaneti ne zaman geri alacağını yalnız Sen bilirsin.” diye düşünmeli.
İNSAN, YAŞADIĞINI BİLEN CANLIDIR
Allah Teâlâ insana diğer canlılardan farklı olarak düşünme, akletme, tefekkür etme, geçmişi hatırlama ve geleceği tasarlama kabiliyeti vermiştir.
İnsan sadece yaşayan bir canlı değildir.
İnsan, yaşadığını bilen canlıdır.
Bir kuş yuvasını yapar; insan yuvasının içine hatıralarını da koyar. Bir ağaç meyve verir; insan meyvenin tadından öte, onu kimin yarattığını düşünür.
İşte insanı insan yapan taraflardan biri de budur:
Nimetten nimetin sahibine ulaşabilmek.
Şükür de tam burada başlar.
Çünkü insan çoğu zaman sahip olduğu nimetleri “zaten benim” zanneder.
Nefes almayı normal kabul eder.
Görmeyi, işitmeyi, yürümeyi, konuşmayı, düşünmeyi, sevmeyi, hatırlamayı, uyumayı ve sabah yeniden uyanmayı normal kabul eder.
Oysa bunların hiçbiri sıradan........
