Ecdadın İzi Ve Gölgesi -1
Allah bize daha çok Afrika’ya doğru yolculuk göstermişti. O nedenle havaalanı yolculuklarımızda genelde Afrika uçaklarına baktık. Bu sefer ecdat yadigârı Balkanlar’a bir seferimiz var.
Okulumuzdan üç kişilik idareci - öğretmen heyeti ve 15 kişilik öğrenci ekibiyle Üsküp’e doğru yola çıkacağız.
Namazları seferi mi kılacağız?
Bu soruyu garipsediğinizi biliyorum. Hem bize ait olan hem de bizden çıkmış bir bölgeye gidiyoruz. “Burada seferi olur muyuz?” diye mini bir tartışma ve beyin fırtınası yaptık. “Kişi baba evinde misafir sayılmaz. Öyleyse biz burada seferi olmamalıyız” dedim. Elbette burada İslam fıkhının kadim kuralına göre verilmiş bir fetva yoktu. Başka bir noktaya işaret vardı. Gerçi bizim çocuklar seferi olmamaya itiraz ettiler ama. Seferi olarak namaz kılmanın kolaylığı onları ayrı bir cezbediyordu.
Sokaklarında gezerken kendinizi Bursa’da veya Konya'nın bedesten çarşısında geziyormuş gibi hissedeceğimiz bir şehre gidiyoruz.
Uçağımız Üsküp havalimanına inince bizi Türkçe yazılar karşıladı. Meğer Üsküp havalimanını Türk bir şirket işletiyormuş. Havaalanının araçlarında, duvarlarında Türkçe bir yazıyı görmek farklı bir duygu veriyor.
Çok kibar, beyefendi ve samimiyetiyle gönle giren rehberimiz bizi karşıladı. Bir hafta boyunca bizi gezdirecek aracımız da hazır. Buradan hepsine yeniden selam ve teşekkür göndermek gerek. Şoförümüz da bizi bu süreçte hiç üzmedi. Bir Müslüman olmasına rağmen o Türklerle çalışmayı çok sevmiyormuş. Neden mi? Verdiğimizi saate uymadığımız için. Türkler hep gecikmiş. Ama biz bu konuda çok hassas olmaya gayret ettik. Kardeş okulumuzun pek değerli yöneticileri, hepsini hazır etmişlerdi.
Valizlerimizi yerleştirdik. İlk........
