menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KÖZDEN KALEM

5 0
19.10.2026

Yüreğimin ateşinden bir köz aldım.

Avucumda değil; parmaklarımın arasına sıkıştırdığım ince bir dalın ucunda tuttum onu. Dal tutuştu. Bekledim. Alevi sönsün, közü kalsın istedim. Alevle yazılan söner, közle yazılan iz bırakır. İyice yansın dedim; yanmadan yazan kalem silinir.

Sonra sineme saplanmış dertlere batırdım ucunu. Kan sıcaktı. Kan tanıdıktı. Bu kanı ilk defa ben akıtmıyordum. Dünyanın bir köşesinde bir anne, aynı kanı bir çocuğun saçlarından silerken akıtıyordu.

Konu Gazze olunca insan eliyle yapılmış hiçbir şeye güvenmedim. Kâğıda yazmadım. Kâğıt ağaçtandır ama fabrikadan geçer; fabrikalar susmayı bilir. Mürekkebe dokunmadım; mürekkebi şişeleyen eller, bombayı da paketliyordu. Klavyeye hiç uzanmadım. O tuşlar her gün milyonlarca "çok üzgünüm" yazıp gönderiyor, hiçbirinin altında kan yok.

Taşa yazacağım dedim.

Gazze'nin taşı az değil. Bir zamanlar çocukların avucunda tank durduran taşlar vardı. Sonra o taşlar evlerin duvarı oldu. Duvarlar yıkıldı, yıkılan duvar çocukların üstüne kapandı. Şimdi Gazze'de taş, mezar taşı bile değil. Mezar taşı bir ismin üstüne konur; buradaki taşlar isimlerin yerine geçti.

Onlara yazmadım. Onlar zaten yazılmıştı. Her biri bir defter, her biri bir şahit.

Ben saklı taşları aradım. Taaa en içeride, et ile kemiğin arasında taşlaşmış olanları. Kaburgaların ardında, bir zamanlar atan bir şeyin yerinde duranları.

Kur'an onları bize çoktan göstermişti:

"Sonra kalpleriniz katılaştı; taş gibi, hatta daha da katı. Oysa taşın öylesi vardır ki içinden ırmaklar fışkırır; öylesi vardır ki yarılır da su çıkar; öylesi vardır ki Allah korkusundan yuvarlanıp düşer."(Bakara 2/74)

Taş bile korkup düşüyor.

Bizimkisi kıpırdamıyor.

İşte o taşlara yazdım.

Sekiz milyar göğsün içindeki taşa.........

© Habername