menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

FERAĞ İLK SABAH

6 0
16.10.2026

Bir adam emekli olur.

Ertesi sabah, otuz yıldır olduğu gibi, alarm çalmadan uyanır. Tıraş olur, gömleğini ilikler, saatini takar. Anahtarlarını cebine koyar, kapıya yürür. Ayakkabısını giyecekken durur.

Emekli olduğunu hatırlar.

Arkasında eşi gülümser: “Geç oturma odasına, çayını getireyim.”

Adam oturma odasına geçer. Gömleği üstünde, saati kolunda, koltuğa ilişir. Çay gelir; ince belli bardak sehpaya konur, buğusu yükselir.

Eşi karşısına oturur:

“Eee... Bugün ne yapmak istersin?”

Otuz yıl boyunca ona hep “Ne lazım?” diye sorulmuştur. Bu, “Ne istersin?” diye sorulan ilk sabahtır.

Adam düşünür. Bilemez. Bulamaz.

Oysa o, her şeye yetişendir. Her şeyi bilendir. Faturaların son ödeme gününü bilir, kiranın hangi gün yatacağını bilir. Benzinin litresini, aracın sigortasının ne zaman biteceğini, okul alışverişinin listesini bilir. Buzdolabına beş saniye baksa neyin eksik olduğunu bilir. Evdeki kedinin kaç günlük maması kaldığını bile bilir.

Ama şimdi ne yapmak istediğini bilmez.

Her şeye yetişmiş ama kendine geç kalmıştır.

Adamın bildiği her şey aslında bir nimetin faturasıydı: başını sokacak bir ev, binecek bir araç, okuyan bir çocuk, dolu bir buzdolabı, evin kedisi bile. Nimetlerin bakımını yaptı; kendilerini hiç tatmadı.

O adam hepimiziz. Kimimiz emekliliğin ilk sabahında anlar kendine geç kaldığını, kimimiz bir hastane koridorunda; çoğumuz hiç anlamaz.

Yetişmeyi iyi öğrendik. Servise yetiştik, mesaiye yetiştik, son ödeme gününe yetiştik. Çocukların okul kaydına, annemizin tahlil sonucuna, bayram alışverişine... Hepsine bir şekilde yetiştik.

Türkçede “yetişmek” iki şey demektir: bir yere zamanında varmak ve büyüyüp olgunlaşmak. Biz birincisinde ustalaştık, ikincisini unuttuk. Her şeye yetiştik; kendimiz yetişmedik.

Fiyatları ezbere biliyoruz, kıymetleri unuttuk. Benzinin litresini biliyoruz da her sabah önümüze konan çayın tadını bilmiyoruz. Buzdolabında neyin eksik olduğunu bir bakışta görüyoruz; evde neyin bol olduğunu görmüyoruz: bir gülüşü, bir “hayırlı sabahlar”ı, aynı sofraya oturan bir........

© Habername