menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AHARLI KÂĞITTA MEŞK

13 0
09.10.2026

Zıddıyla bilinen, izlenerek öğrenilen

Pencerenin önünde alçak bir yazı masası. Üstünde bir hokka, birkaç kamış kalem ve âharlı bir kâğıt. Kâğıt bembeyaz; henüz üzerine tek bir harf düşmemiş.

Hoca kalemi hokkaya batırır ve kâğıdın en üstüne tek bir satır yazar. Anlatılır ki eski hocalar ilk meşke çoğu zaman bir duayla başlarmış: Rabbi yessir ve lâ tuassir, Rabbi temmim bi’l-hayr. Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma; Rabbim hayırla tamamla.

Sonra kalemi talebeye uzatır. Tek kelime söyler:

Talebe satıra bakar. Siyah harfler beyazın üstünde bütün açıklığıyla durmaktadır. Elifin dikliği, nunun çanağı, her noktanın yeri gözünün önündedir. Görmek kolaydır. Mürekkep kâğıdın zıddıdır; beyaz olmasa siyah görünmezdi.

Ama kalemin ucu kâğıda değdiği anda talebe bir şey öğrenir: Görmek, yazmak değildir.

Elif titrer. Nun taşar. Nokta yerini bulamaz.

Hoca kızmaz. Bir açıklama da yapmaz. Talebenin satırının altına aynı harfleri bir kez daha yazar. Sonra bir kez daha. Talebe artık harfe değil, hocanın eline bakmaktadır: Kalemin nerede yavaşladığına, nerede döndüğüne, mürekkebin nerede inceldiğine.

Asırlar boyu bu iş böyle öğretildi.

Kur’an’ı dikkatle okuyan herkes bir şeyi fark eder: Bu Kitap, anlattığı hemen her şeyi karşısındakiyle birlikte anlatır. Cennetin yanında cehennem, nurun yanında zulmet, imanın yanında küfür, şükrün yanında nankörlük durur. Kur’an kendini mesânî diye niteler (Zümer 23); müfessirlerin bir kısmı bu kelimeyi “ikişerli anılan” diye açıklar. Fâtır sûresinde bu dizi neredeyse tek nefeste sayılır: Kör ile gören bir olmaz; karanlıklar ile aydınlık, gölge ile kavurucu sıcak bir olmaz; diriler ile ölüler de bir olmaz (Fâtır 19-22).

Eşya zıddıyla bilinir. Gece olmasa günü tanımazdık. Hastalık olmasa sağlığın kıymetini bilmezdik.

İnsan da bu Kitap’ta iki ucuyla anlatılır: “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik” (Tîn 4-5). Bir uçta meleklerin secde ettiği Âdem (a.s.), öbür uçta hayvanlardan da şaşkın düşebilen insan (Bakara 34; A’râf 179). Ahsen-i takvîm ile esfel-i sâfilînarasında asılı bir varlık.

Fakat burada bir an durmak gerek. Hattat odasındaki talebe de harfi zıddıyla görmüştü. Görmek yetmemişti.

Kur’an bunu bilir. Bu yüzden kendi anlatımını tarif ederken daha geniş bir kelime kullanır: tasrîf. Aynı hakikati evirip çevirmek, bir kalıptan ötekine aktarmak, her seferinde başka bir kapıdan girmek. Ve bunu söylediği ayette, hemen ardından insanı anar:

“Andolsun, bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali türlü türlü açıkladık. İnsan ise tartışmaya her şeyden daha düşkündür.” (Kehf 54)

Tek kapıdan girilemeyen bir varlıktır insan. Ona her kapıdan seslenilir.

Kur’an insanın ham hâlini anlatırken yumuşak kelimeler seçmez. İnsan hüsrandadır (Asr 2). Hırslı ve sabırsız yaratılmıştır; ona bir kötülük dokunsa sızlanır, bir iyilik dokunsa kimseye koklatmaz (Meâric 19-21). Nankördür (Hac 66), acelecidir (İsrâ 11), cimridir (İsrâ 100). Kendini müstağni gördüğü an azar (Alak 6-7).

Liste uzadıkça insan küçülür. Sonra tek bir kelime gelir ve bütün tabloyu ikiye böler: İllâ.

“Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler başka”........

© Habername