Edepsizlik Etme
“En büyük düşman; kendi algınız, kendi cehaletiniz ve kendi egonuzdur.”— Revolver (2005)
Hayat, sadece nefes alıp verdiğimiz biyolojik bir süreç değildir; her anı incelikle işlenmesi gereken bir zanaattır. Bu yüzden bazı düşünürler ve yazarlar hayatı, "yaşama sanatı" olarak tanımlar. Bir iş görüşmesine giderken de bir taziye evinde acıyı paylaşırken de akademik bir metin kaleme alırken de değişmeyen bir anahtar vardır: Usul ve erkân bilmek.
Öteden beri "edep" denilen şey, yalnızca insanın dünyadaki duruşunun estetiği değildir. Asıl edep, insanın varlık sebebinin farkında olarak yaşamasıdır. Ne yazık ki bugün bu estetiğin ve farkındalığın giderek aşındığını; kabalaşmanın, hoyratlığın ve şuursuzluğun sıradanlaştığını görüyoruz.
Mesele yalnızca görgü kurallarına uymak değildir. İşin özü, yaşama sanatını "yaşatma" gayesiyle yoğrulmuş sağlam bir karaktere sahip olabilmektir. İyi karakter, şartlara göre şekil değiştiren bir tutum değil; her durumda aynı ölçüyü koruyabilme iradesidir. İnsan makamı yükseldiğinde, serveti arttığında veya güç kazandığında değişiyorsa; zayıf gördüğüne başka, güçlü gördüğüne başka davranıyorsa, ortada ciddi bir şahsiyet problemi vardır. Çünkü edep, insanın her ortamda ve her şartta kendisi kalabilme disiplinidir.
Günlük hayatın en sıradan anları bile bu disiplinin sınandığı alanlardır. Toplu taşımada yaşlı birine yer vermek, bir çalışanla konuşurken ses tonunu ayarlamak, bir tartışmada karşımızdakini susturmak yerine anlamaya çalışmak... Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünse de aslında iç dünyamızın dışa........
