menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

1 Mart Tezkeresi ve Tarihi Sonuçları

17 0
01.03.2026

Bu yazıyı yazarken, 1 Mart tezkeresinin yıl dönümünde 23 yıl sonra dünya yine benzer bir eşiğe geldi. Bu kez bütün dünya adeta sessiz sedasız beklerken, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı haberleri gündeme düştü. Emperyalist saldırganlığın karakteri değişmedi; değişen, ona karşı yükselen sesin gücü oldu. 2003’te milyonlar “savaşa hayır” diyebilirken, bugün aynı netlikte ve yaygınlıkta bir itirazın ortaya çıkmaması, dönemin en çarpıcı farkı olarak karşımızda duruyor.

1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde reddedilen Irak tezkeresi, yakın tarihimizin en kritik dönüm noktalarından biri olarak hafızalara kazınmıştır. Bu karar, Türkiye’nin ABD ve NATO baskısına rağmen bağımsız bir irade ortaya koyabileceğini göstermiş, ülkemizin dış politikada kendi yolunu çizebilme gücünü kanıtlamıştır.

Tezkere, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’a gönderilmesine ve yabancı askerlerin Türkiye topraklarında konuşlanmasına izin verilmesini öngörüyordu. Ancak Meclis, yoğun baskılara rağmen salt çoğunluğu sağlayamadı ve teklif reddedildi. Bu sonuç, ABD’de büyük bir hayal kırıklığı yaratırken, birçok İslam ülkesi ve bağımsız ülkelerde memnuniyetle karşılandı.

O günleri hatırlayanlar Millet Meclisinde bu tezkerenin reddinin ne kadar önemli bir dönüm noktası olduğunu bilirler. Yalnız üzerinden 23 yıl geçtikten sonra hatırlayanlar az olacağı için tekrar hatırlatalım.

ABD 11 Eylül 2001 tarihinde terör saldırısına maruz kalmış ve bu saldırıdan sorumlu tuttuğu Afganistan’a 2001 yılının Ekim ayında askeri harekât başlatmıştı. Afganistan’dan sonra kimyasal kitle imha silahları olduğunu iddia ettiği Irak’ı hedef almıştı. Irak ile sınır komşusu olan ve ABD’nin bölgedeki güçlü müttefikleri arasında yer alan Türkiye’den de destek istemişti. Hükümet, Türkiye’den istenen bu desteğe cevap verebilme gayesiyle TBMM’den yetki talebinde bulunmuştu.

ABD’nin Talepleri ve Türkiye’nin Duruşu

ABD, Türkiye’ye ekonomik yardım vaat etmiş, karşılığında Güneydoğu’da 80.000 askerini konuşlandırmak istemişti. Hatta bazı havaalanlarının kullanımına dair hazırlıklar yapılmıştı.

Bir bakıma bir taşla birkaç kuş vurulacaktı. Irak işgal edilirken ve Saddam devrilirken aynı zamanda Türkiye de yarı yarıya işgal edilmiş ve bundan sonraki hedefler ve işgaller için hazırlanmış olacaktı.

Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik zorluklar elini kolunu bağlıyor eğer bu tezkereye ret oyu verilirse ekonominin çökeceği, devlet memurlarının maaşlarının ödenemeyeceği, doların iyice yükseleceği söyleniyordu.

O zamanki bazı basın organlarının yazdığına göre; “bu tezkereye evet demek Türkiye’yi çok rahatlatacak ekonomik sıkıntılarını çözecek Güneydoğu’da Amerikan askerinin varlığı da aynı zamanda bir ekonomik rant sağlayacak ve Türkiye’nin güvenliği için de iyi olacaktı.”

Sağduyulu sivil toplum ise eğer bu tezkereye evet denirse Türkiye bu haçlı seferinde haçlılar tarafına katılmış olacak ve tarihe adına kara bir leke olarak yazdıracaktı. Hedef ilk planda Irak ve Saddam rejimi gibi gözükse de daha sonraki hedefler Türkiye ve diğer İslam dünyası idi.

Sağduyulu Sivil Toplum Tepkisi

Milletin sağduyulu çevreleri ise bu girişimi bir “haçlı seferi” olarak değerlendirdi ve reddedilmesini istedi. Bu süreçte en çok emeği geçen kanaat önderlerine, özellikle Sağduyu Partisi onursal başkanı ve gönüllülerine yürekten teşekkür ediyoruz

Bu tepkilerin en önemlilerinden Sağduyu Partisinin oylama öncesinde kamuoyuna açıklamalarını günümüzü anlamak ve tarihe not düşmek adına aynen alıyorum.

“Zorbalık ve küstahlığın istikbalimizi ve istiklalimizi tehdit eder duruma geldiği zor günler yaşıyoruz. Sağduyu Partisi, tarihi bir görev üstlenerek yetkilileri ve hükümeti doğru politikalar üretmeye ve uygulamaya çağırıyor.

Tarihimizi gözden geçirelim. Komşularımızla dost ve barış içinde geçinmeyi başardığımız şart ve zeminleri analiz edelim. Ortak zeminlerimizi güçlendirelim. Farklılıkları, barışı riske sokacak hale getirmeyelim. Eğer tefrika aranacak olursa, parmak izi her insanda farklıdır. Hâlbuki fıtrattaki tevhid, insanlık için tek çözümdür.

Güçlü olmamız lazım! Biz inançlıyız! Biz Güçlüyüz! Güç silahta, parada değil, adalet, doğruluk ve Hak’ tadır. Dolayısıyla, Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri;

Fayda uzun vadeli, ilaç acı olabilir. Ama, duygusal olmayın! Bu tezkere oylaması bir inanç işidir. Sağduyulu olun! İnsaflı olun! Yakın tarihimizdeki basiretsiz idarecilerimizin düştüğü gaflete, yanlışa düşmeyin. Sorumluluğunuzun gereği, doğru olanı yapın, tezkereye HAYIR deyin.” dedi.

https://serverkursu.com/anla/25022003-basin-aciklamasi

Tezkerenin Mecliste Reddedilmesi

Çok çekişmeli ve heyecanlı geçen oylama sonrasında mecliste ilk planda evet oyları fazla çıkmış ve tezkere kabul edilmiş gibi bir hava olmuştu. Fakat daha sonra Meclis Başkanlığı’ndan yapılan açıklamayla tezkerenin kabul edilmesi için gerekli yeter çoğunluk sayısının olmadığı anlaşıldı ve tezkere mecliste reddedildi.

1 Mart Tezkeresinin reddinden sonra hükümetin TBMM ‘ye sevk ettiği ikinci tezkere olan 19 Mart tezkeresi için Sağduyu Partisi yaptığı açıklamada; Armagedon Savaşı’na benzettiği Irak Savaşı‘na “Amerika’nın yanında girmeye hayır” demiştir.

7 Ekim 2003 tarihinde TBMM’de yapılan yeni tezkere oylaması öncesinde yeni bir basın açıklaması daha yapılmış, “Bugün Irak için müttefik bir devletin komutasına vereceğimiz askerlere, yarın aynı müttefik devlet ya da başka bir devlet istediğinde Suriye için, İran için, Suudi Arabistan için yenilerini ekleyebilecek miyiz?” denilmiş ve Türk halkının kararına saygı duyulmasının önemi hatırlatılmıştır.

Tezkerenin reddi, Türkiye’nin tarihî bir bağımsızlık tavrı olarak görülmelidir. Bu karar sayesinde ülkemiz, haksız bir işgale ortak olmamış, İslam dünyasında ve uluslararası arenada mazlumun yanında yer almıştır.

O günlerde Türkiye’de ve tüm dünyada büyük yankı uyandıran tezkerenin reddi ilk planda Türkiye’nin aleyhine gibi işlendi. Ekonomisinin batacağı siyasi çalkantıların olacağı ve Türkiye’nin bundan çok zarar göreceği söylendi.Beklenenin aksine Türkiye ekonomisi çökmedi

Türkiye’nin kuzey cephesini açmaması ABD’de hayal kırıklığı oluşturdu ve Irak işgal planlarını zorlaştırdı.Türkiye, bağımsız dış politika izleyebileceğini kanıtladı ve uluslararası itibar kazandı. Kamuoyu savaş karşıtlığında birleşti, sivil toplum ve kanaat önderleri güçlü bir duruş sergiledi.

Bugün gelinen noktada Türkiye’nin ABD’nin kontrolünde yarı sömürge bir ülke olmadığını ve kendi bağımsız politikalarını üretebildiğinin en önemli göstergelerinden birisinin 1 Mart Tezkeresinin reddi olduğu söylenebilir. O günden bugüne baktığımızda ABD’nin hem Irak hem de Afganistan işgallerinin ne kadar haksız ve yersiz işgaller olduğunun anlaşıldığını görüyoruz

Tabi bu ABD politikalarına karşı çıkmanın bir bedeli de olacaktı bunu da tezkereye karşı çıkan bütün çevreler özellikle Sağduyu Partisi yetkilileri fazlasıyla ödedi.

Sonuç olarak Türkiye’nin bu haksız işgallerde yer almaması onu İslam dünyasında ve insanlık nezdinde müstesna bir yere koyduğunu, zalimin karşısında mazlumun yanında bir ülke olarak takdir edildiğini görüyoruz.

Bugünden bakıldığında, 1 Mart Tezkeresi’nin reddi Türkiye’nin yarı sömürge olmasının önüne geçmiş, bağımsızlık yolunda önemli bir adım olmuştur. Bu nedenle 1 Mart 2003, yalnızca bir siyasi karar değil, aynı zamanda bir bağımsızlık bayramı olarak hatırlanmalı ve gelecek nesillere aktarılmalıdır.


© Habername