Put Taş Değildir; Araya Giren Şeydir
SAHTE YÜZDEN TOPRAĞA – III
Put Taş Değildir; Araya Giren Şeydir
Taş sunağın etrafında insanlar toplanmıştı.
Kimi korkudan gelmişti, kimi umuttan. Kimi yağmur istiyordu, kimi zafer, kimi şifa.
Ellerini açtılar. Yalvardılar. Adak sundular.
Sonra biri secdeye kapandı; ama alnı toprağa değil, taşa dönüktü.
O taş, dün yontulmuştu.
Onu yontan el, akşam evinde yemeğini yemiş, uykusunu uyumuştu.
Sabah olunca aynı el, kendi yonttuğunun önünde açıldı.
İnsanlık tarihinin en eski sahnelerinden biri budur.
Ve bu sahne sanıldığı gibi geçmişte kalmamıştır.
Sadece dekor değişmiştir.
Peki insan neden böyle yapar?
Neden görünmeyen Allah'a yönelmek varken, görünen bir nesneye tutunur?
Çünkü görünmeyene dayanmak sabır ister, iman ister, iç derinlik ister.
Görünen ise kolaydır.
Eli uzatınca dokunulur. Gözü çevirince görülür. Korkunca sığınılır. İsteyince önünde eğilinir.
İnsan zayıf anında hızlı teselli arar.
Put, işte bu aceleciliğin ürünüdür.
Mekke müşrikleri de Allah'ı tümüyle inkâr etmiyordu.
Kur'an onların dilinden aktarır:
"Biz onlara ancak bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz."
Yani putperestlik çoğu zaman "Allah yok" demekle başlamaz.
"Allah'a doğrudan gidilmez, araya bir şey koymak gerekir" vehmiyle başlar.
Önce vesile der, sonra vazgeçilmez olur.
Önce sembol der, sonra merkez olur.
Önce hatırlatıcı der, sonra hükmeden olur.
Başta insan aracı kullanır.
Sonra araç, insanı kullanmaya başlar.
Put taş değildir; araya giren şeydir.
Taş sadece bir malzemedir. Mermer de olabilir, altın da, ahşap da.
Bugün ekran da olabilir, sistem de, yapay zekâ da, güç de, sermaye de, ideoloji de.
Putun maddesi........
