menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ORUÇ TUTACAK KADAR APTAL MISIN?

15 0
08.03.2026

Bir İç Muhasebe Denemesi

Bu soru bir hakaret değil.

Bu soru önce kendime sorduğum bir bakış açısı.

Çünkü insan bazen en kutsal alışkanlıklarını bile düşünmeden tekrar edebiliyor. Düşünmeden tekrarlanan her eylem, zamanla anlamını yitiriyor.

Perhiz yapmak istiyorsam diyet yapabilirim.

Sağlık için aç kalacaksam bilimsel yöntemler var.

Toplumsal baskıdan çekiniyorsam gizlenebilirim.

Ama Ramazan orucu bunların hiçbiri değil.

İrade Dışı Başlangıç, İrade Dışı Bitiş

Doğarken bana sorulmadı.

Hangi aile? Hangi coğrafya? Hangi şartlar?

Ölürken de sorulmayacak.

İrade dışı bir başlangıç ve irade dışı bir bitiş arasındayım.

Ama arada dar bir koridor var.

Sadece seçtiklerimin bana ait olduğu bir alan.

Hayat bana sorulmadan başladı. Ama bazı durakları ben seçebilirim.

Ramazan o koridorda durduğum bir eşik.

Namazda zaman askıya alınır.

O an dünya ile ilişkim kesilir. Ticaret durur. Hesap susar.

Oruçta ise bedenle ilişkim değişir.

Yemek önümde ama yemiyorum.

Su önümde ama içmiyorum.

Bu seçilmiş bir sınır.

İnsan, iradi sınır koyabildiği ölçüde insandır.

Unutmanın Kırıldığı Yer

Sınırlı olduğunu unutur.

Ölümlü olduğunu unutur.

Kontrolün kendinde olmadığını unutur.

Tok insan plan yapar.

Aç insan sınırını hisseder.

Bir bardak suya muhtaç olduğunu fark ettiğin an,

kendini sandığın merkezden indirirsin.

Açlık insanı küçültmez.

Oruç, hayatta kalma refleksine bilinçli bir müdahaledir.

Çünkü insan en çok hayatta kalacağına inanarak yanılır.

Kendi Rüzgarını Üretmek

Dijital dünya bir rüzgar estiriyor, onun önündesiniz.

Sosyal hayat bir rüzgar estiriyor, onun önündesiniz.

Ekonomik hayat, ilişkiler, beklentiler...

Yeryüzündeki insanların büyük çoğunluğu bu rüzgarların önünde sürükleniyor.

Ama oruç ve namazla başka bir şey oluyor.

Dışarıdan esen rüzgarlara karşı kalkan değil bu.

İçeriden kendi rüzgarını üretmek.

Ve o noktadan sonra artık sürüklenen değil, süren oluyorsunuz.

Namaz kılan insan aslında yaşamıyor — o esnada hayatın içinde değil.

Dışarıdan eğilip kalkan bir insan görünüyor.

Ama içeride başka bir yolculuk var.

Dışarıdan kimse göremez.

İçeride ise bütünüyle sıfırlanıyorsunuz.

Fakat burada ciddi bir tehlike var.

Efendimiz ﷺ şöyle buyuruyor:

"Nice oruç tutanlar vardır ki, açlık ve susuzluktan başka bir şey elde etmezler."

Bu hadis rahatlatıcı değil.

Demek ki mesele aç kalmak değil.

Demek ki mesele takvim değil.

Demek ki mesele gelenek değil.

Mide açken ego tok kalabiliyor.

Dil susarken kalp hoyrat kalabiliyor.

Sofra terk edilirken kibir yerinden kıpırdamayabiliyor.

Eğer Ramazan boyunca öfkeme hâkim olamıyorsam,

eğer dilim hâlâ incitiyorsa,

eğer kalp kırmak sıradanlaşmışsa,

o zaman tuttuğum şey oruç değil; sadece biyolojik bir deneyimdir.

Ve bunu kendime sormazsam, problem Ramazan'da değil bendedir.

Oruç Allah için tutulur.

Ama Allah için tuttuğumu söylediğim bir ibadet beni dönüştürmüyorsa, orada durup düşünmem gerekir.

Ölümde sıfır olacağım.

Ramazan, iki irade dışı sıfır arasında bilinçli bir sıfırlanma imkânıdır.

Kendi isteğimle geri çekilebiliyorsam,

arzularımı dizginleyebiliyorsam,

nefsimi susturabiliyorsam,

işte orada insan olma ihtimali başlıyor.

Oruç mideyi susturmak değil, egoyu aç bırakmaktır.

Ben gerçekten oruç mu tutuyorum,

yoksa kendimi tutuyor gibi mi yapıyorum?

Bu sorunun cevabını kimse duymayacak.

Ve belki asıl dönüşüm de orada başlayacak.


© Habername