menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DUR

23 0
22.02.2026

Hayat tüm hızıyla akıp giderken…

Duramıyorsan yavaşla.

Yavaşlayamıyorsan, en azından bir şeyleri ertele.

Hayat, freni patlamış bir araç gibi bizi finale doğru sürüklerken; oruç, ruhun el frenidir.

Durmak geride kalmak değil, istikameti kontrol etmektir.

Dün tuttuğun orucun muhasebesini yap ama orada takılı kalma.

Yarın tutacağın orucun hesabını da bugünden kurma.

İftarın, sahurun, niyetin sonucunu sürekli tartıp zihnini tüketme.

Bugünün niyetine odaklan.

Acıkırım, susarım korkusuyla gereksiz yere yiyip içme.

Gün ortasında saati gözleme; akrep ve yelkovan ilerledikçe sabrın da eksiliyormuş gibi davranma.

Hangi işin içindeysen onu yapmaya devam et ama…

niyetli olduğunu da aklından çıkarma.

Elin çalışırken, gözün görürken, kulağın işitirken kendine bir sor:

Bugün yaptıklarım diğer günlerden farklı mı?

Niyetli olmak bende gerçekten bir şey değiştiriyor mu?

Açlık ve susuzluk gerçekten beni zorluyor mu?

Yoksa alıştım mı artık, hem oruca, hem sorulara, hem de cevapları geçiştirmeye?

İftara son anda mı yetiştin?

Yolda dağıtılan bir suyla mı açtın orucunu?

Herkes kendi sahnesinde, kendi senaryosunun başrolünde.

Herkesin orucu başka tezahür eder.

Onca saat yememiş, içmemiş; duygusal zaaflarına direnmişsin.

Peki bütün bunlar ne için?

Bedenimizi yeniden eğitip, alışkanlıklarımızı dönüştürdük, diyoruz. Ama bazen iftarda ölçüyü kaçırıyoruz.

Çok yiyoruz… sonra pişman oluyoruz.

Sofrada tadamadıklarımız kalıyor gözümüzde; doyan midemiz değil, doymayan arzumuz oluyor.

Teravihle eritirim diyoruz, yorgunluk basıyor.

Şartlar bizi........

© Habername