“Yapamazsın” dediler, o başardı: Geyikli’nin ilk kadın manavı Şerife Özbey’in girişimcilik hikâyesi
Kuzey Ege'nin o güzelim toprağı Geyikli'de, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte zeytinlikler uyanır. Kimi gün traktörün sesi, kimi gün köy ekmeği dumanı, kimi gün de kadınların el ele yoğurduğu tarhana kokusuyla… İşte tam da bu topraklarda, geçtiğimiz yıl açılan manavın bir kadın girişimci tarafından hayata geçirildiğini duyunca hikayesinin peşine düşmekten alıkoyamadım kendimi. İşin aslına bakarsanız da her şey geçen yaz İstanbul'a dönerken manavdan domates ve çıtır kabak reçeli aldığımda üzerindeki etiketi okurken başladı. Manavın ismi kadar üreticisi dikkatimi çekmişti. Sonradan öğrendim ki meğer sevgili Şerife, bizim en sadık dostlarımız horozlar, keçiler, koyunlar, kazlar, tavuklar gibi köyümüzde yaşıyormuş; evlerimiz çok yakın olmasa da aynı köydeymişiz.
Şerife Özbey… Geyikli'nin ilk kadın manavı, toprağın dilinden anlayan bir anne, kendi bahçesinden sofralara uzanan şeffaf bir üretim çizgisinin sahibi. Eşi Suat'la birlikte attıkları ilk adımdan bugüne, Özbey 17 markasıyla Türkiye'nin dört bir yanına ulaşan bu aile işletmesinin hikâyesi, sadece bir girişimcilik öyküsü değil; aynı zamanda toprağa saygının, kadın emeğinin ve nesilden nesile aktarılan bir mirasın da tanığı.
Beraber geçirdiğimiz süreç boyunca neler yaşamadık ki… Lezzetle yediğimiz reçelin tarladan sofraya kadar tüm aşamalarına tanık olduğum gibi belki de sizin de bir gün evinizde tadacağınız reçelin domatesleri soydum, kim bilir. Eşi Suat ile tanışma hikayelerinden, kızları Deniz ve Ada'nın isimlerini nasıl koyduklarına kadar çok özel anılarını paylaştılar; benimle. Güneşin batıp ayın doğduğu Kumburun Burnu tüm sohbetimizin tanığı. Ada'nın eve dönerken o engebeli, çok zor yolda traktörün kasasında uyuyakalması içimi ısıtan en tatlı anlardan. Bahçede domates reçeli hazırlarken, kumsalda, manavda aile fotoğraflarını çekerken "düğünümüzde bile böyle kareler çekilmedi" deyişleri… Sizlere bu güzel aileyi, toprağa ve atalarından gelen bağlılıklarını bir nebze aktarabilirsem ne mutlu…
Gelin, Şerife Özbey'in kendi sesinden dinleyelim.
Şerife Özbey'i kendi cümlelerinizle tanıyarak başlayalım. Geyikli'de ilk manavı açan kadın olarak ticaret hayatına adım attığınız o ilk günleri düşündüğünüzde, sizi bu cesur adımı atmaya yönlendiren neydi? Bir kadın olarak dükkân açma kararınıza çevrenizden, eşinizden ve ailenizden nasıl tepkiler ve destekler aldınız?
Ben en başta toprağa, üretime ve Geyikli'ye sevdalı bir kadın, bir anne ve toprağın dilinden anlayan bir üreticiyim. Hikâyemiz aslında tarlalarımızda, bahçelerimizde binbir emekle yetiştirdiğimiz sebze ve meyveleri Geyikli'de açtığımız küçük bir sergide satarak başladı. Bir gün sergimizin hemen karşısında yeni tamamlanan binadaki geniş dükkânı gördüğümde içimden güçlü bir hisle "Bu dükkânı biz tutmalıyız (kiralamalıyız), kendi emeğimizi kendi çatımız altında insanlarla buluşturmalıyız" dedim.
O dönemde Geyikli'de alışılagelmiş bir kadın esnaf örneği yoktu. Bu yüzden kararımı duyan pek çok kişi büyük bir şaşkınlık yaşadı; "Yapamazsın, bir kadın olarak bu işi yürütemezsin, batarsınız" diyerek beni vazgeçirmeye çalışanlar oldu. Fakat tam o kırılma anında eşim Suat bana öyle bir güç verdi ki, "Zarar da etsek arkandayım, sen bu işi başarırsın" diyerek elimden tuttu. Eşimin ve ailemin bu sarsılmaz inancıyla dükkânımızı açtık; hem Geyikli'nin ilk kadın manavı olarak bir ilke imza attık hem de toprağımızdan çıkan bereketi doğrudan perakende olarak hemşehrilerimizle buluşturmaya başladık.
Geyikli'deki ilk manavdan bugün kendi bahçelerinizde üretim yaptığınız, kendi tesisinizde işlediğiniz ve e-ticaret aracılığıyla Türkiye'nin dört bir yanına ulaştırdığınız Özbey 17'ye uzanan bir yolculuk var. Bu dönüşüm nasıl gerçekleşti? Eşiniz ve çocuklarınız bu yolculuğun hangi aşamalarında yanınızda oldu? Bir aile işletmesini büyütmenin sizin açınızdan en keyifli ve en zor tarafları nelerdi?
Tarımda genel eğilim, binbir emekle yetiştirilen mahsulü tarladan toptan satıp çekilmektir; çünkü bu üretici için daha zahmetsiz görünür. Biz ise en başından beri zoru seçtik. Kendi tarlamızın, bahçemizin bereketini aracıları ortadan kaldırarak doğrudan tüketiciyle buluşturma kararlılığı gösterdik. Dükkânımızdaki ürünlerin neredeyse tamamı kendi üretimimizdir; evimizde çocuklarımızın sofrasına ne koyuyorsak, tezgâhımıza da aynı samimiyeti ve doğallığı koyduk. Zamanla yerelde kazandığımız bu güveni daha ileriye taşımak istedik. Markalaşma, ambalaj, etiket tasarımı ve e-ticaret altyapımızı profesyonel adımlarla tamamlayarak Özbey 17 çatısı altında Geyikli'nin lezzetlerini tüm Türkiye'ye ulaştırmaya başladık.
Bu dönüşümün her adımında ailemin teri ve imzası var. Eşim Suat tarlada, traktörün başında, ürünlerin taşınmasından ambalajlanmasına ve hesap kitap işlerine kadar her aşamada en büyük dayanağım. Dükkânın hareketli olduğu yoğun günlerde ise hem eşim hem de çocuklarımız tezgâhın arkasına geçip müşterilerimizle birebir ilgilenir, paketlemeye yardım eder. Bir aile işletmesini büyütmenin en zor tarafı; işin mesaisinin hiç bitmemesi, tarlanın ve dükkânın telaşının bazen evin içine kadar taşınmasıdır. En keyifli ve paha biçilemez tarafı ise, günün sonunda hep birlikte aynı sofranın etrafında toplanıp o tatlı yorgunluğu unutmak, verilen emeği ve aşılan zorlukları ailece paylaşmanın gururunu yaşamaktır.
Kendinizi anlatırken kullandığınız çok güçlü bir cümle var: "Geyikli'deki dükkânımızda veya web sitemizde bulacağınız her ürün, ailemizin kendi sofrasında tükettiği kalitededir." Bu anlayış sizin için ticaretin ötesinde ne ifade ediyor? Ailenizin sofrasına gönül rahatlığıyla koymayacağınız bir ürünü müşterilerinize sunmama yaklaşımınız, tüketiciyle kurduğunuz güven ilişkisinde nasıl bir rol oynuyor?
Bu anlayış bizim için kesinlikle ticari bir slogandan ibaret değil; vicdani bir duruş ve en temel hayat prensibimizdir. Biz dükkânımıza adım atan veya web sitemizden sipariş veren her müşterimizi, evimize gelmiş ve........
