menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BASINDAN TASARRUF OLMAZ! GAZETECİLERİN EMEĞİ GÖRMEZDEN GELİNEMEZ!

8 0
21.10.2026

21 Ekim Gazeteciler Bayramı… Takvimde bir gün, gazeteciler için ise yılların mücadelesini, fedakârlığını, alın terini ve kimi zaman da ödenmeyen bedellerini hatırlatan anlamlı bir tarih.

Bugün gazetecilik mesleğini konuşurken yalnızca kutlama mesajları yayımlamakla yetinemeyiz. Çünkü basın sektörünün gerçekleri, birkaç güzel cümleyle geçiştirilemeyecek kadar ağır. Gazeteciler ekonomik darboğazla mücadele ediyor, yerel medya kuruluşları ayakta kalma savaşı veriyor, dijital yayıncılık artan maliyetlerin altında eziliyor. Bütün bunlar yaşanırken bir de tasarruf tedbirlerinin basın üzerindeki etkileriyle karşı karşıya kalıyoruz.

İşte tam da bu nedenle 21 Ekim’de yüksek sesle söylememiz gereken bir gerçek var: Basından tasarruf olmaz! Gazetecilerin emeği görmezden gelinemez!

Çünkü basın, yalnızca haber üreten bir sektör değildir. Basın; milletin sesi, toplumun hafızası, demokrasinin denetim mekanizması ve vatandaşın haber alma hakkının en önemli güvencelerinden biridir. Gazetecinin sustuğu, gazetenin kapandığı, haber sitelerinin ekonomik gerekçelerle yayın hayatına son verdiği bir yerde yalnızca bir işletme kaybolmaz. Bir şehrin hafızası, vatandaşın sesi ve kamu adına yapılan denetim de zarar görür.

1961 yılında 212 sayılı Basın İş Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle gazetecilerin hakları açısından önemli bir dönem başlamış, basın çalışanları bu kazanımları korumak için tarihî bir mücadele ortaya koymuştu. 21 Ekim’in taşıdığı anlam da bu mücadelenin hatırlanmasında yatıyor. Ancak aradan geçen yıllara rağmen gazetecilerin hak arayışı bitmiş değil. Değişen yalnızca sorunların biçimi; mücadelenin özü hâlâ aynı.

Bugün gazeteciler, bir yandan hakikatin peşinde koşarken diğer yandan geçim derdiyle mücadele ediyor. Gece yarısı meydana gelen bir olayda, bir afet bölgesinde, bir kazanın başında ya da toplumun gündemini değiştiren bir gelişmenin ortasında gazeteciyi görev başında görürsünüz. Herkes evine çekildiğinde o sahadadır. Herkes dinlenirken o haberin peşindedir. Ancak iş emeğinin karşılığını almaya geldiğinde ne yazık ki aynı hassasiyetin gösterilmediğine tanıklık ediyoruz.

Bir gazetecinin taşıdığı sorumlulukla aldığı ücret arasındaki uçurum, artık görmezden gelinmemesi gereken bir sorundur. Düşük ücretler, ağır çalışma koşulları, yetersiz sosyal güvenceler ve mesleki geleceğe ilişkin belirsizlikler, sektörün insan kaynağını da tehdit ediyor. Deneyimli gazeteciler meslekten uzaklaşırken gençler de gazeteciliğe umutla başlamakta zorlanıyor.

Peki, bu şartlarda güçlü, bağımsız ve nitelikli bir basından nasıl söz edeceğiz?

Gazetecinin emeğinin karşılığını alamadığı, medya kuruluşunun giderlerini karşılayamadığı, yerel gazetenin baskı maliyetleri altında ezildiği bir ortamda basının geleceğini yalnızca gazetecilerin fedakârlığına bırakmak doğru değildir. Gazetecilik fedakârlık gerektirir ama fedakârlık, emeğin karşılığını vermemenin bahanesi olamaz.

TASARRUFUN FATURASI NEDEN BASINA KESİLİYOR?

Kamuda tasarruf yapılmasına kimsenin itirazı yok. Kamu kaynaklarının verimli kullanılması, israfın önlenmesi ve gereksiz harcamaların ortadan kaldırılması elbette önemlidir. Ancak tasarruf politikaları uygulanırken hangi alanların nasıl etkilendiği de sorgulanmalıdır.

Bugün birçok gazete, dergi ve internet haber sitesi ekonomik varlığını sürdürebilmek için mücadele ediyor. Kâğıt, baskı, dağıtım, personel, kira, enerji ve teknoloji giderleri sürekli artıyor. Dijital medyada ise yazılım, sunucu, teknik altyapı ve içerik üretimi gibi kalemler ciddi maliyetler oluşturuyor. Buna karşılık gelir kaynaklarının daralması, özellikle yerel medya kuruluşlarını çıkmaza sürüklüyor.

Kamu kurumlarındaki gazete ve dergi aboneliklerinin iptal edilmesi, yayın alımlarının sınırlandırılması ve kamu reklam faaliyetlerindeki daralma, basının ekonomik şartlarını daha da zorlaştırabiliyor. Elbette kamu harcamaları mevzuata uygun yapılmalı, reklam ve tanıtım faaliyetlerinde şeffaflık esas alınmalıdır. Hiçbir medya kuruluşuna ayrıcalık tanınmasını istemiyoruz. İstediğimiz şey, adil, objektif ve kamu yararını gözeten bir sistemin kurulmasıdır.

Ancak sormak gerekiyor: Kamuda tasarruf edilmesi gereken bunca alan varken, vatandaşın haber alma hakkı için mücadele eden gazetelerin ve dergilerin sınırlı gelirlerine yönelmek ne kadar doğru?

Bir kamu kurumunun gazete aboneliği yalnızca bir yayın satın almak anlamına gelmez. Aynı zamanda farklı görüşlerin okunmasına, yerel haberciliğin yaşamasına ve kamuoyunun bilgiye erişimine katkı........

© Haberler