Koltuğun Ağırlığı mı, Onurun Hafifliği mi?
Eskiden bir söz vardı: “Başım dik olsun yeter.”
İnsanlar makamını kaybetmekten çok, itibarını kaybetmekten korkardı. Yanlış yaptığında mahcup olur, başarısız olduğunda sorumluluk hisseder, gerektiğinde kenara çekilmeyi bilirdi.
Şimdi ise farklı bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.
Başarı yok. Sonuç yok. Kurum geriye gidiyor. Eleştiriler artıyor. Ama koltuk yerinde!
Daha doğrusu, koltukta oturan yerinde!
Koltuk Ne Zaman Bu Kadar Kıymetli Oldu?
Siyasette, spor kulüplerinde, federasyonlarda, şirketlerde, kamu kurumlarında ve üniversitelerde benzer manzaralar görüyoruz.
Göreve gelirken büyük hedefler açıklanıyor, değişim vaat ediliyor. Ancak zaman geçiyor; hedefler gerçekleşmiyor, mali yapı bozuluyor, kurumsal güven azalıyor.
Değişmeyen tek şey makam sahibi oluyor.
Peki bir yönetici ne zaman “Ben başaramadım” diyebilecek?
Başarı geldiğinde herkes sahipleniyor. Başarısızlıkta ise suçlu mutlaka başkası oluyor: Önceki yönetim, çalışanlar, ekonomik koşullar, medya veya dış etkenler...
Oysa yöneticilik yalnızca yetki kullanmak değildir. Kararların sonuçlarını üstlenmektir.........
