menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müsavat Dervişoğlu’na Duygulu Teşekkür

19 0
01.08.2026

Bazı insanları makamlarıyla tanırsınız. Bazılarını ise yıllarla…Aynı yollardan geçerek, aynı hayal kırıklıklarına uğrayarak, aynı davanın yükünü omuzlayarak tanırsınız.   Ben Müsavat Dervişoğlu’nu bir genel başkan olduğu için tanımadım. Bir kürsüye çıktığında alkışlandığı için de sevmedim. Ben onu, otuz beş yıl boyunca siyasetin insanı nasıl sınadığını birlikte görerek tanıdım.   Rüzgârın yön değiştirdiği günlerde…   Herkesin sustuğu zamanlarda…   Doğru bildiğini söylemenin insana yalnızlık getirdiği dönemlerde…   Bu nedenle 29 Temmuz günü yaptığı konuşmayı dinlerken karşımda yalnızca bir siyasi parti lideri yoktu.   Otuz beş yıllık abim, mavi gözlü devin askeri, halkın temsilcisi vardı.   Ve yine bunun adı Umut oldu…   Siz bu satırları okurken  konuşmanın siyasi sonuçları tartışıldı niyetler okundu kimi art, kimi iyi niyetler… Kimileri artık kelimeleri ölçüp biçiyor; kimileri cümlelerin içinden kendi hesabına yarayan bölümleri not olarak İmralı’ya servis yaptı bile (!) 

  Fakat ben o konuşmada başka bir şey duydum.   Ben, bu ülkede hâlâ bazı şeylerin öyle kolay olmadığını duydum.   Bu milletin hafızasının silinemeyeceğini…   Şehitlerin isimlerinin bir masanın örtüsü altında saklanamayacağını…   Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinin, milletin gözünden kaçırılan cümlelerle değiştirilemeyeceğini duydum.   Birileri barış dediğinde hepimiz susalım istiyor.   Çünkü barış güzel bir kelimedir. İnsanın itiraz etmeye utandığı kadar güzeldir.

  Hangi anne barış istemez?   Hangi baba evladının sağ salim eve dönmesini istemez?   Hangi millet mezarlıklarının büyümesini ister?   Biz barışı en çok isteyen milletlerden biriyiz. Çünkü savaşın, terörün, ayrılığın ve tabutların ne demek olduğunu en iyi biz biliriz.   Fakat bizim kalbimiz temiz diye aklımızı teslim etmemizi bekleyenler yanılıyor.   Barış, şehitlerin hatırasını susturarak kurulmaz.   Barış, milletin bilmediğini birilerinin bildiği kapalı odalarda kurulmaz.   Barış, silah taşıyanın şart koyduğu, evladını toprağa veren annenin kapıda beklediği bir masada kurulmaz.   Barış, bir milletin hafızasını kaybetmesi değildir.   Barış, o milletin bir daha aynı acıları yaşamayacağına inanabilmesidir.   29 Temmuz günü siz bunu söylediniz, Sayın Genel Başkanım.   Belki kelimeleriniz daha sertti. Belki öfkeniz daha büyüktü. Fakat ben o öfkenin altında çok derin bir sevgi gördüm.   Vatan sevgisi…   Millet sevgisi…   Cumhuriyet sevgisi…   İnsan bazen en çok sevdiğine kızar. Çünkü onun zarar görmesine tahammül edemez.   Sizin öfkenizde de bu vardı.   Türkiye’ye bir şey olacak korkusu…   Cumhuriyet’in kurucu iradesine bir perde çekilecek endişesi…   Bu milletin alın teriyle, kanıyla, gözyaşıyla kurduğu devletin başka hesaplara malzeme edilmesine karşı duyulan isyan…   592  Sandalye Arasında Bir Ses   Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde altı yüz sandalye var.   592 ayrı irade…   592 sorumluluk…   Fakat bazen insan, o büyük salonda tek bir ses duyuyor.   Çünkü sesin büyüklüğü, onu kaç kişinin alkışladığıyla ölçülmüyor.   Bazen bir insanın söylediği cümle, yüzlerce kişinin suskunluğundan daha ağır geliyor.   29 Temmuz’da benim hissettiğim buydu.   Kalabalıklar içinde yalnız kalmayı göze alan bir ses…   Kaybetmekten korkmadan konuşan bir insan…   Siyasetin hesabını değil, tarihin hükmünü........

© Habererk