Modern Osmanlı’yı Tehdit Ede Ede Diriltecek Süreç; İran’dan sonra sıra Türkiye’de mi?
“Sıranın Türkiye’ye geldiği” yönündeki söylemler, jeopolitik gerçeklikten çok psikolojik harp literatürüne aittir. Türkiye, tarihsel hinterlandının tamamına hükmetmiş bir siyasal aklın mirasçısıyken, bugün mevcut sınırları içinde dahi sürekli olarak “kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok” deme ihtiyacı duyuyorsa, burada sorgulanması gereken Türkiye’nin niyeti değil, bu söylemi dolaşıma sokanların ajandasıdır. Unutulmamalıdır ki bu coğrafyada egemenlik tesadüf değildir; tarihsel kapasite, askeri kabiliyet, demografik güç ve devlet refleksiyle inşa edilir. Tarihte bir kez bölgesel hâkimiyet kurabilmiş bir siyasal organizmanın bunu yalnızca romantik bir anı olarak yaşadığını sanmak ciddi bir stratejik yanılgıdır. Devlet aklı, şartlar oluştuğunda yeniden genişleyebilecek potansiyeli hafızasında taşır.
Türkiye’yi sürekli “sıradaki hedef” olarak konumlandıranlar, farkında olmadan iki şeyi tetikliyor: Birincisi iç konsolidasyonu, ikincisi jeopolitik refleksi. Uyuyan bir gücü tehdit söylemiyle diri tutmak, onu zayıflatmaz; aksine savunma hattını tahkim eder. Tarih, provoke edilen bölgesel güçlerin yalnızca mevcut sınırlarını savunmakla kalmayıp, stratejik derinlik üretme kapasitesi geliştirdiğini defalarca göstermiştir. Bu nedenle mesele........
