Üç F ile Yönetilen Toplumlar: Dün Portekiz, Bugün Neresi?
Tarihte bazı formüller vardır; bir ülkenin kaderini, bir milletin reflekslerini, bir toplumun düşünme biçimini tek cümlede özetler. Portekiz’de António de Oliveira Salazar’ın uyguladığı “Üç F” formülü de işte tam olarak böyledir: Fado, Fátima, Futebol.
Basit gibi görünür… Ama aslında bir ülkenin nasıl yönetildiğinin şifresidir.
Salazar, halkını tankla, tüfekle, copla yönetmedi sadece. Daha incelikli bir yol seçti. İnsanın ruhuna, inancına ve zaaflarına dokundu.
Fado ile duyguları yönetti. Halkın içine bir melankoli, bir kabulleniş duygusu yerleştirdi. “Hayat böyle, kader bu” dedirtti. Sorgulayan değil, katlanan bir toplum inşa etti.
Fátima ile inancı yönetti. Dini duyguları siyasetin emrine verdi. İnsanlar hak aramak yerine sabretmeyi öğrendi. İtiraz etmek yerine tevekkül etmeyi tercih etti.
Futbol ile dikkati dağıttı. Stadyumlar doldu, tribünler coştu, hayatın gerçekleri geri plana itildi. İnsanlar bir golle sevindi, bir golle yıkıldı… Ama kimse “Bu ülke nereye gidiyor?” diye sormadı.
Şimdi durup kendimize bakalım.
Bugün dünyanın farklı ülkelerinde aynı yöntemler farklı isimlerle uygulanmıyor mu?
Televizyonu açın… Bitmeyen diziler, yapay gündemler, tartışma programları… Gerçek meselelerin üzerini örten bir eğlence bombardımanı.
Sosyal medyaya girin… Bir gün bir magazin konusu, ertesi gün başka bir polemik… Toplum sürekli meşgul ama hiçbir zaman gerçekten odaklanmış değil.
Futbol? Artık sadece bir spor değil. Ekonomisiyle, siyasetiyle, medyasıyla dev bir sektör. Bir derbi haftasında ülkenin gerçek gündemi tamamen değişebiliyor.
Din? İnanç, insanın en hassas noktasıdır. Ama siyasetle iç içe geçtiğinde sorgulamayı değil, itaat etmeyi besler. İşte o zaman tehlike başlar.
Sanat ve kültür? Ya insanı düşündürür ya da uyuşturur. Aradaki fark, niyetle ilgilidir.
Bakın açık konuşayım…
Hiçbir iktidar “Ben seni kandırıyorum” demez. Hiçbir yönetim “Seni oyalıyorum” diye çıkıp itiraf etmez.
İnsanı düşündürmeyen, Sorgulatmayan, Sadece meşgul eden her şey… Bir yönetim aracına dönüşebilir.
Salazar bunu 20. yüzyılda yaptı. Bugün teknolojiyle, medya gücüyle, algı operasyonlarıyla bu çok daha kolay.
Eskiden bir radyoyla yapılan yönlendirme, Bugün milyonlarca ekranla yapılıyor.
Mesele futbol değil… Mesele din değil… Mesele müzik değil…
Mesele; bunların nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.
Toplum eğlenebilir, inanabilir, sevebilir… Ama aynı zamanda düşünebilmeli, sorgulayabilmeli.
Eğer bir toplum sadece eğleniyor, sadece oyalanıyor, sadece yönlendiriliyorsa… Orada bir sorun vardır.
Milletler baskıyla değil, alıştırılarak yönetilir.
Ve en tehlikeli yönetim biçimi, insanın özgür olduğunu zannettiği andır.
