Komünizm Karşıtlığının Gölgesinde Unutulan Bir Gerçek
Türk Kimliklerinin Doğuşu ve Lenin Dönemi
Çarlık Rusyası, ırkçı ve merkezci yapısıyla farklı halkları ve kimlikleri yok sayan bir imparatorluktu. Özellikle Türk toplulukları açısından bu dönem, siyasal varlığın silikleştiği, kültürel kimliğin bastırıldığı ve tarih sahnesinden adım adım itildiği bir süreç olarak hatırlanır. Ancak 1917 Komünist Devrimi’nden sonra bu tablo köklü biçimde değişmiştir.
Komünizm karşıtlığı, her zaman ideolojinin teorik temellerinin bilinmesinden kaynaklanmamıştır. Özellikle Türkiye bağlamında bu karşıtlık, büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’deki siyasi ve stratejik çıkarlarının korunması çerçevesinde şekillenmiştir. Soğuk Savaş döneminde komünizm, çoğu zaman ideolojik bir analizle değil; jeopolitik dengelerin dayattığı bir “tehdit algısı” üzerinden değerlendirilmiştir.
Bu nedenle Sovyet deneyimi, Türkiye’de çoğunlukla tek boyutlu bir anlatıyla ele alınmış; tarihsel gerçeklikler yerine korku dili hâkim olmuştur. Oysa Sovyet rejiminin özellikle Lenin dönemi, halkların kimlik kazanması ve siyasal varlıklarının tanınması açısından farklı ve dikkatle incelenmesi gereken bir evreyi temsil eder.
Sovyetler Birliği’nin kuruluş sürecinde uygulanan milliyetler politikası çerçevesinde; Orta Asya ve Sibirya coğrafyasında yaşayan pek çok Türk halkı ilk kez siyasal ve kültürel kimliğine kavuşmuştur. Türk cumhuriyetlerinin sınırlarının belirlenmesi, bu halkların “adı olan”, “haritası olan” ve “kurumsal statüsü bulunan” topluluklar haline gelmesini sağlamıştır.
Bu süreçte Kırım, Altay, Hakas, Şorya, Tuva ve Yakut gibi birçok Türk topluluğu, özerk cumhuriyet ya da özerk bölge statüsü elde etmiştir. Bugün bağımsız ya da özerk statüye sahip beş Türk cumhuriyetinin tarihsel temelleri de bu dönemde atılmıştır.
Oysa bu........
