Büyük Orta Doğu Projesi ve İslam dünyasının sessizliği
Büyük Orta Doğu Projesi (BOP), bilindiği üzere Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in iş birliği içinde uzun yıllar boyunca planladığı; bölgenin siyasi haritasını yeniden şekillendirmeyi, enerji havzalarını kontrol etmeyi ve İsrail’in güvenliğini garanti altına almayı hedefleyen stratejik bir projedir.
Bu projenin uygulanmaya başladığı günden bu yana Müslüman coğrafyasında milyonlarca insanın kanı döküldü. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar öldürüldü; şehirler yıkıldı; ülkeler parçalandı. Irak’tan Suriye’ye, Libya’dan Yemen’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan felaketlerin arka planında bu stratejik planın izlerini görmek zor değildir.
Bu noktada Türkiye’de yıllarca tartışılan bir başka mesele de hatırlanmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir dönem “Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanıyım” şeklindeki açıklaması kamuoyunda büyük tartışmalar doğurmuştu. Bu açıklamanın anlamı ve Türkiye açısından doğurabileceği sonuçlar hâlâ siyasi ve akademik çevrelerde tartışılmaktadır.
Ancak mesele sadece bununla sınırlı değildir.
Türkiye’de kendisini Siyasal İslamcı olarak tanımlayan bazı çevrelerin referans aldığı, Atatürk düşmanlığıyla tanınan ve kamuoyunda “Fesli Kadir” olarak bilinen Kadir Mısıroğlu’nun kendi sesiyle yaptığı bir konuşmada “Büyük Orta Doğu Projesi Türkiye için nimettir” diyebilmesi, üzerinde özellikle düşünülmesi gereken bir durumdur.
Evet, yanlış okumadınız: Müslüman coğrafyasında milyonlarca insanın kanının döküldüğü, ülkelerin parçalandığı, şehirlerin harabeye döndüğü bir projeye “nimettir” diyebilen kişi, Türkiye’de bazı çevrelerin adeta rehber kabul ettiği Fesli Kadir’dir.
Bu sözler, Türkiye’deki bazı çevrelerin Müslüman toplumların yaşadığı trajedilere rağmen nasıl bir zihinsel savrulma içinde olduğunu göstermesi bakımından ibret vericidir. Çünkü milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, devletlerin parçalandığı, toplumların birbirine düşürüldüğü bir projeyi “nimet” olarak görmek, en hafif tabiriyle büyük bir şuursuzluğun ifadesidir.
Daha da düşündürücü olan ise Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı üzerinden kendilerine bir kimlik inşa etmeye çalışan bazı kesimlerin, Fesli Kadir’in bu sözlerini görmezden gelmeleri ve aynı kişinin Atatürk düşmanlığını referans alarak Cumhuriyet’in kurucu kadrolarına saldırmaya devam etmeleridir.
Bugün hâlâ Türkiye’de, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırmayı bir tür “dindarlık göstergesi” zanneden çevrelerin varlığı, aslında Türkiye’nin fikir dünyasında yaşadığı büyük savrulmanın açık bir göstergesidir.
Öte yandan dünyaya baktığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkmaktadır. Kendilerini “gavur” diye küçümseyen bazı çevrelerin hedefinde olan Avrupa ülkelerinden biri olan İspanya, en azından ahlaki bir duruş sergileyerek Amerika ve İsrail’in politikalarına karşı açık eleştiriler getirebilmektedir.
İspanya’nın bu tutumu, dini ya da etnik yakınlık üzerinden değil; insanlık ve vicdan üzerinden ortaya konmuş bir tavırdır. Ancak ne yazık ki aynı tavrı İslam dünyasında görmek oldukça zordur.
Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda, çoğu otoriter rejimlerle yönetilen ve dış güçlerin etkisine açık yönetimlerin hâkim olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle Amerika ve İsrail politikalarına karşı güçlü ve ortak bir duruş ortaya konulamamaktadır.
Ne yazık ki bu tablo yalnızca Arap dünyasıyla sınırlı değildir. Türk dünyasında da benzer bir kırılganlık göze çarpmaktadır. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in zaman zaman yaptığı açıklamalar ya da Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Batı merkezli politikalara yakın duruşu, Türk dünyasında umut bağlayan insanların moralini zedelemektedir.
Bugün Ortadoğu’da yaşananlar sadece bölgesel bir çatışma değildir. Bu, aynı zamanda insanlık vicdanının sınandığı büyük bir imtihandır.
Ne yazık ki görünen o ki; bu imtihanda İslam dünyası da, Türk dünyası da henüz güçlü ve onurlu bir duruş ortaya koyabilmiş değildir.
Tarih, bu sessizliği de kaydedecektir.
