Dayatılan anayasa değil, milli devlete sadakat gerekiyor
Türkiye’nin suni gündemlerle meşgul edildiği bir dönemde, “yeni anayasa” tartışmalarının bir dayatma olarak karşımıza çıkarılmasını son derece maksatlı buluyorum. Mevcut anayasanın yüzde 85’i zaten bu iktidar tarafından değiştirilmişken, hâlâ yeni bir metin arayışına girilmesi Türk halkının faydasına bir adım değildir. Asıl mesele yeni bir metin yazmak değil; mevcut anayasaya uyulması, yoksulluğun ortadan kaldırılması ve yıpratılmış devlet yapısının onarılmasıdır.
Meşruiyetin Şartı: Milli İrade ve Kurucu Meclis
Gerçek bir anayasa yapım süreci, kapalı kapılar ardındaki siyasi pazarlıklarla veya oldu-bitti hamleleriyle yürütülemez. Meşru bir süreç ancak şu adımlarla mümkündür:
Halkın Onayı: Evvela halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği referanduma sunulmalıdır. Temsil Adaleti: Nitelikli çoğunluk kabul ederse, barajsız bir seçimle her kesimi kapsayan bir Kurucu Meclis oluşturulmalıdır. Son Söz Milletin: Bu kurucu meclisin hazırlayacağı anayasa taslağı yeniden referanduma sunulmalıdır.
Bu demokratik süzgeçlerden geçmeyen hiçbir girişim, milletin iradesini tam olarak yansıtamaz.
En Büyük Tehlike: Terör Gölgesinde Anayasa Arayışı
Anayasa yapım sürecinde asıl tehlike; bölücü terör örgütü elebaşı ve avanesiyle, sanki bir savaşı kaybetmiş ülkenin temsilcileriymişiz gibi masaya oturmaktır. Eli kanlı yapıların Kürt ve Zaza kardeşlerimizin temsilcisi gibi gösterilmesi, her şeyden önce Kürtlere ve Zazalara yapılmış en büyük hakarettir.
Milli birliğimizin teminatı olan anayasa, terörün gölgesinde veya bölücü pazarlıklarla şekillendirilemez. Böyle bir süreç, anayasa yapmak değil; milli devletin temellerini tartışmaya açmak anlamına gelir.
Kırmızı Çizgimiz: Türklük ve Üniter Milli Devlet
Anayasa tartışmaları adı altında kurucu iradenin aşındırılmasına asla izin verilemez. Anayasadan, kurucu egemen unsur olan Türklük tanımı asla çıkarılamaz.
Bugün asıl ihtiyaç duyulan şey, maddeleri değiştirmek değil; işlevsiz hâle getirilmiş üniter milli devlet yapısını eskisinden daha güçlü hâle getirmektir. Devletin temellerini tartışmaya açmak değil, o temelleri yeniden sağlamlaştırmaktır.
Asıl Öncelik: Refah, Adalet ve Devlet Otoritesi
Ülkemizin gerçek önceliği; anayasa metinleri üzerinden yeni tartışmalar açmak değil, yoksulluğun ortadan kaldırıldığı, adaletin her alanda tesis edildiği ve devlet otoritesinin yeniden güç kazandığı bir yönetim anlayışını hâkim kılmaktır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı, yeni bir anayasa metni değil; mevcut anayasaya sadakat gösteren, milli kimliği koruyan ve milletin refahını önceleyen güçlü bir devlet iradesidir.
Sonuç: Milli Duruşta Birleşmek Tarihi Bir Mecburiyettir
Kafaların karıştırılmak istendiği bu süreçte tarafımız nettir. Bizim ihtiyacımız olan yeni bir metin değil; mevcut anayasaya bağlı kalınan, milli devlet yapısının korunduğu ve milletin refahının esas alındığı güçlü bir yönetimdir.
Milli devlet yapısının korunması için var gücüyle çalışacak milli bir duruşun ortaya konması artık bir tercih değil, tarihi bir mecburiyettir.
Bu inanca sahip olanların tek bir irade hâline gelmesi, Türkiye’nin geleceği açısından belki de son çıkış kapısıdır.
