Terör Sevicilik
Mehmet Metiner'in kaleme aldığı "Sürece Dair Uyarılar ve Tavsiyeler" başlıklı yazı; terör örgütünü ve elebaşlarını sürecin asli muhatabı, yönlendiricisi ve "kurucu önder" olarak lanse eden, hukuku ve meşru devleti bir kenara iterek silahlı tahakkümü meşrulaştıran son derece tehlikeli bir siyasi savrulmanın ürünüdür. Bu metin, terörizme umut aşılayan, devletin egemenlik haklarını pazarlık masasına süren, aziz milletimizin en hassas değerlerini hiçe sayan ve milleti yanıltmayı amaçlayan iddialarla doludur.
Yazıda adı geçen kritik eşik ve çerçeve yasa söylemleri, Türkiye'nin onlarca yıldır bedelini ağır ödediği terör belasını ve toplumsal meseleleri, meşru devlet mekanizmalarını ve Anayasa'yı baypas ederek terörist başının talimatları ve vesayet odaklarıyla çözme iddiası taşıyan bir teslimiyet arayışıdır.
Yazıda sözü edilen "inşa süreci" ise, hukukun üstünlüğüne ve milletin iradesine dayanmak yerine; terör elebaşlarının rolünü meşrulaştıran, Kandil ve DEM Parti ekseninde yeni bir siyasi statüko kurmayı amaçlayan tehlikeli bir mimaridir. Bu zihniyetin temel argümanlarına karşı hukuki, vicdani, tarihi ve milli gerçeklere dayanan bütüncül bir reddiyeyi tüm detaylarıyla ortaya koymak tarihî bir sorumluluktur.
Mehmet Metiner, Öcalan'ın onay verdiği bir "çerçeve yasa"dan medet umulmakta ve bu yasayı yetersiz veya eksik bularak eleştirenlerin sürece zarar verdiği iddia edilmektedir. Bu iddia, hukuk devletinin temel felsefesine ve millet iradesine doğrudan bir saldırıdır. Hukuk devletlerinde yasalar terör örgütü elebaşlarının, katillerin veya dağdaki çetelerin onayına göre değil, milletin egemenliğini doğrudan temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yapılır.
On binlerce masum insanın, bebeğin, kadının, öğretmenin, askerin ve polisin katilini "kurucu önder" olarak nitelendirmek ve yasaların meşruiyetini bir teröristin onayına bağlamak, Anayasa'ya, hukuk devletine ve bu ülkede can veren şehitlerin aziz hatırasına açık bir hıyanettir.
Kanlı bir terörist başı asla ve asla TBMM için bir "onay makamı" olamaz; devletin yasaları hiçbir terör odağının vesayetine, tehdidine veya icazetine teslim edilemez. Yasaları eleştirenleri suçlamak, terörün gölgesinde bir teslimiyet düzenini dayatmak demektir.
Öcalan'ın "fiziki özgürlük" şartını sürecin önüne geçirmemesi gerektiği yönündeki argümanlar, temel bir yanılgıyı ve suçluyu aklama çabasını gözler önüne sermektedir. Suçlu ve katil bir kişinin "fiziki özgürlüğü"ile devletin ali menfaatlerinin aynı düzlemde tartışılması dahi kabul edilemez bir akıl tutulmasıdır.
Bebek katili bir teröristin özgürlüğü ne bir müzakere konusudur ne de pazarlık masasına sürülebilir. Adalet mekanizması teröristlerin masadaki taktiklerine, Kandil'in tehditlerine veya siyasi hesaplara göre değil, evrensel hukuk kurallarına, ceza kanunlarına ve mahkeme kararlarına göre işler. Terörizme umut aşılayan bu tarz söylemler, suçluları masumlaştırma ve devleti aciz göstererek terör örgütlerine........
